DOKUZ TAŞ
DOKUZ TAŞ Bizim neslimiz ne severdi dokuz taş oyununu; mahalleler arası turnuva bile yapardık. Dokuz taş olsa da adı bazen beş, bazen yedi kat olurdu taşlar; taş bulamazsak kiremit parçaları sıralanırdı üst üste. Üst üste olan taşlar da önemliydi tabi ama esas taş, vuran taştı. Hem ağır olacak, hem küçük hem de hızlı gitmesi için tıpkı kuş formunda olanlar pek makbuldü. Kimse vuran taşını başkasına vermezdi. En alta en büyük ve sağlam olan hafif kavisli taş seçilirdi ki üstteki taşları korusun. Tıpkı kişilik gibi. Kişiliğin seni taşırdı. İkinci kattaki taş karakterindi. Vurucu taş değdi mi belli ederdi kendini, ne kadar sağlamsa o kadar yıkılmazdı. Üçüncü taş sadakatindi. Yıkılmaya görsün oyun biterdi. Aslında temeli sağlam olsa da kişiliğinin, karakterinle katlasan da gücünü, sadakat yoksa sallanırdı taştan kulen. Dördüncü taş sevgindi. Ortasındaydı tüm taşların onları bağlardı birbirine sımsıkı. En etkili, dengeyi kuran taştı. Sevgi olmadan oyun olmazdı; sevgi olmadan ku...