Kayıtlar

Mart, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

SAFRA ADAM

Resim
  Safra Adam   Açık büfe standı önünde öylece bakıyordu. Elinde ki   tabakla birkaç tur atmasına rağmen ne yiyeceğine karar verememişti. Peynir çeşitleri içinde sevdiği lezzet yoktu, zeytin zaten yiyemezdi. Domates, salatalık ve yeşil bibere bakmadı bile, salam, sosisin tadını neredeyse unutmuştu. Sıcacık poğaçalar çok güzel kokuyordu. Dayanamayarak tabağına dere otludan bir tane koydu. Taze yeşillikler cazip gelse de safra kesesindeki çamura sebep olduklarını okuduğu makaleyi   düşünerek bir dal tere alıp tabağa usulca bıraktı, suç işlemiş gibi.   Etrafı saran omlet kokusu nereden geliyor, diye bakınırken yanık tereyağı kokusu genzini yakmıştı. Yağ yasağına ne kadar dikkat etse de yedikleri onu pişman edecekti nasılsa. Tüm vücudu önce kaşınmaya başlayacak, kaşıdığı bölgeler kızarıp kabaracak, kaşıdıkça   kanayıp, yaralar kabuk tutacaktı. Tatlı tatlı kaşınırdı, tatlıyı fazla kaçırınca şeker hastalığı hiç unutturmazdı kendini. Şeker hastalığı neyse d...

SOKAK LAHMACUNU

Resim
    SOKAK LAHMACUNU Küçük   el arabasının   cam tezgahı içine   biraz maydanoz, bir kaç yaprak marul, son lahmacun satılana kadar yetecek domates, iki karışa bir karış kesme, doğrama, katlama, paketleme işlerinin yapıldığı her lahmacundan arta kalan   çiziklerle dolu kesme tahtası,babadan kalma bileye bileye azalmış çeliğine rağmen hala keskin ahşap saplı bıçak dışında en çok umut sığmıştı her sabah olduğu gibi. Gıda tüzüğü başına bela olmasın diye yorgun ellerine taktığı eldivenlerle   yılların tecrübesiyle bir çırpıda paketlediği lahmacunu müşteriye uzattığında yine parayı eldivenle tuttun, diyerek tezgâhın altındaki kutuya atıp önlüğünün cebinden yenisini aldı. Bir türlü alışamadım ne yapayım, diye sıcak lahmacun tezgahından nasiplenirim umuduyla karşısına kıvrılmış sokağın maskotu, herkesin başka başka isimlerle çağırdığı heybetine rağmen sessizce bekleyen köpekle konuştuğunu fark edince kusurunu örtmek istercesine şapkasını düzeltti. ...

BUKAĞI DOKUMAK

Resim
  Bukağı Dokumak Köyüm dağ köyü, uçurum kıyılarından kıvrılan yollardan çıkmak meşakkatlidir. Gelseniz seversiniz havasını, suyunu. Köy meydanlarına özgü asırlık ağacın yanından kalkar köyün tek dolmuşu. Sabah kalktığı gibi akşamına geri gelir köylüler şehirdeki işlerini halledip, köyün havasına, suyuna şükrederek. Bu kez fazla bir yolcu iniyor. Sıcağa uygun diye giydiği beyaz keten pantolonu aklı gibi buruş buruş, gözlerine takılınca gözlerim, tanıdım onu. Sessizce gittiği gibi sessizce geldi demek köye. Çökmüş gibi gözleri, çukura kaçmış ama yeşilliği aynı ela yeşili, kızınca gri olurdu gözleri hala öyle mi? Kokular, korkular, anası, anam, babası, babam. Nasıl beni bırakıp gittin, diyesim var dolmuşun önünde durup. Beni tanıdı mı? Tanır tabi tanımazsa konuşmam bende.   Benim anam köyün ebesi onun anası köyün şifacısıydı, dokumacısıydı,   yünleri en güzel renklere boyadığından    ‘Çivit Ana’ derledi. Okuma yazmayı öğrendiğinde anasının adını hüviyetinde ...

GARDIROP

Resim
  GARDIROP   Fal taşı gibi açtı gözlerini. Karanlığa alışana dek nefes nefese, hiç kıpırdamadan bekledi. Naftalin kokusunu alınca, babaannesinin kışlık paltosunu sandıktan çıkardığını hemen anladı.   Bir anda sarımsak kokusu, kına kokusu, hastane kokusu… Yani babaannesinin kokuları burnuna doldu.   “Gitmeyeceğim işte,” dedi kendi kendine. Okula gitmek istemiyordu.   “Babaannem bana öğretir,” diye ekledi.   Annesi ve yengesi onu ikna etmeye çalışıyorlardı. Okulda pek çok arkadaşı olacağını, teneffüste ip atlayabileceğini, hatta resim dersi olduğunu söylediler. Ama o kararlıydı. Artık gardıropta yaşayacaktı. Karanlığa gözleri de iyice alışmıştı.   Askıdaki gömlekleri, babasının iş pantolonunu, annesinin kardeşinin sünnetinde giydiği süslü elbiseyi seçmeye başladı. Gardırobun dibinde bir kutu dikkatini çekti. Bir ayakkabı kutusuydu.   Yavaş yavaş kapağını açtı. Geçen hafta vitrinde görüp istediği, annesinin: “Bunlar çok ...

DOMUZ KURŞUNU

Resim
  DOMUZ KURŞUNU Fıss... Fısss... Fısır fısır... Karısını çok sevmiş, Karısı arkadaşı ile aldatmış, Karısı çok müsrifmiş, Karısı hastaymış, Kayıp pederi polismiş, Öğretmenmiş, Çok gençmiş, Buralı değilmiş, Domuz kurşunuymuş, Yiyecek ekmeğim kalmadı yazmış, Kendini vurmuş... Albay kızına beni layık görmeyenler büyü yapmışlar. Hâlbuki beyaz orkide bile almıştım ona. Aklımı devşireyim büyüsü. Tuttu mu dersiniz? Tuttu. Aklımı da şehrimi de devşirdim. Mesleğimi bıraktım, batıdan doğuya göç: beden işçiliğinden öğrenciliğe geçiş; uyumama, uyuyamama, anlayamama, işin içinden çıkamama, gelmeler, gitmeler, doktorlar, ilaçlar... Unuttum. Unuttum onu... Yine sevdim. Şüphem var kendimden, şüphem var yeni sevdiğimden, şüphem var büyüden. Yap hadi, diyen içimdeki sesi sustursam büyü bitecek mi? Hadi yap? Kurşunu tak, tetiğe bas... Fıss... Fısss... Fısır fısır... Karısı onu sevmemiş, Karısının gözü yüksekteymiş, Karısı çocuk istememiş, Babası askermiş, ...

ELDİVENSİZ GELİNLİK

Resim
  ELDİVENSİZ GELİNLİK Turancım… Yarın nikâh fotoğrafımızı sen çekeceksin. Yengene pek methettim seni; kızcağız üzülmesin. Yahu, ikinci hanım ne zormuş be Turancım… “İlle de İngiliz ipeği isterim,” demez mi? Hadi ipeği bulduk; Kapalıçarşı’da bizim Hüsnü’nün ahbabı sağ olsun. Bu kez de danteller Fransız olacakmış. Terzi mutlaka Ayfer Hanım olacakmış. Gelinliği en iyi biçen, en iyi diken oymuş güya. Neyse ki çiçekleri bizim bahçenin beyaz zambaklarından hallediverdik. Anneciğimin yadigârı, çift dizili inci kolye de evvelden beri sanki gelinini bekler gibi duruyormuş; pek yakıştı Nagehan’ımın bembeyaz boynuna. Ama o kibar, gözleri hep buğulu, hokka burunlu, küçücük kulaklı kadının ayakkabı numarası otuz dokuzmuş, Turancım… Az da şaşırmadım hani. Bir de gelinlikçi Ayfer, eldiven dikmeyi unutmaz mı? Sen anla artık benim hâlimi, Turancım…  

BÖBREKSİZ TAŞ

Resim
  BÖBREKSİZ TAŞ Sahte böbrek makinelerine bağlı on kadar hasta evlerinden merkeze gelene dek serviste yaşadıkları maceraları anlatıyorlardı birbirlerine. Onlara hiç ses vermeyen Canan Hanım hemşireye ‘yanlış yere sokuyorsun iğneyi’ diyerek müdahale ediyor bir yandan da ‘ben bile giriyorum bir öğrenemedi koskoca damarda doğru yeri bulmayı’ diyerek kendi deyimiyle okul arkadaşlarına laf atıyordu. Herkesin damar yolu açılmış saatler dört altmış dakikadan geri saymaya başlamıştı makinelerin üzerindeki kadranlarda. Kolundaki serum hortumundan dağlardan, kayalardan delice aşarcasına akan su gibiydi kanı. Bir an evvel sahte böbrek makinesine ulaşmak, kimyasallarla yıkanıp kat kat filtrelerden geçip gerisin geriye damarındaki delikten vücuduna kavuşmak istiyordu. Dört saat başkasına ne kısa ne uzun zaman olabilirdi o saatlere bir oğul, bir koca birde torun sığdırıp uykuya dalmış numarası yapardı hemşirelere. Oysa delilik ne cazip gelirdi en sevdiği küçük yeşil hapları yutup yutup uyu...

ÇİÇEĞİM

Resim
    ÇİÇEĞİM   Nergis, Kendimi en yakın hissettiğim çiçek olunca narsistçe ilk sırayı ona verdim. İçindeki   mitolojik öyküye yakışır fiyatı nedeniyle çoğu eve giremez. Soğuğu sevdiğinden sıcak evlerde çabucak solar gider, tavsiyem vazosuna buz koymanızdır. Gül, Gül suyuna alerjim olması gülü sevmeme engel olmadı. Ben beyaz gülü tercih ederim, rengini ben seçerim ruh halime göre. Hastaysam sarı, aşıksam kırmızı. Arada reçellik olanından pembe... Hatmi, Sütle pişirince keser öksürüğü. Hiç denediniz mi bilmem çiçeğinin dolmasını bence rakip olabilir kabak çiçeğine. Boyu sırım gibi kökleri sağlam, tohumu yer seçer aman. Karanfil, Komüniste çıksa da adı kokusuyla anılmayı sever o. Pek çok şiire karışmıştır, kimine isim olmuştur koyanın umuduyla. Tane hesabı yapılmaz alınırken bir tanesi bile yeterlidir hele rengi kırmızısıysa. Papatya, Fallara bakma sen; seven koparmaz beni. Dağlar, tepeler, ağaç dipleri en sevdiğim yerler. Köküm kalsın koparırke...

YUNUS ISLIĞI

Resim
  YUNUS ISLIĞI  -         Ah, Anne neler sardın başıma. -         Sana kalsa mürüvvetini görmeden ölüp gideceğim. - Off Anne Off. Hafif kilolu demiştin hani, kapıdan giren o değil mi? Yunus gibi bu anne. -         Konuşmadan bilemezsin kızım, köklü bir ailenin tek oğlu hem de arastada tuhafiye dükkanı varmış. Babası ölünce buna kalmış, yani size ( kıkırdamaya başlar) Siz yalnız kalın hadi ben kalkıyorum.   -         Merhaba, Eylül hanım değil mi? Ben Muhterem, Sevgi hanımın oğlu. -         Evet,     Buyurun Muhterem bey. -         Garson, bize oradan iki çay kap gel. Annem bahsetmiştir, arastada tuhafiye dükkanım var, küçük esnafız, kendi yağımızla kavruluyoruz işte. -         Annelerimiz tanışmış ama ben sizi tanıma...