BÖBREKSİZ TAŞ
BÖBREKSİZ TAŞ
Sahte böbrek makinelerine
bağlı on kadar hasta evlerinden merkeze gelene dek serviste yaşadıkları
maceraları anlatıyorlardı birbirlerine. Onlara hiç ses vermeyen Canan Hanım hemşireye
‘yanlış yere sokuyorsun iğneyi’ diyerek müdahale ediyor bir yandan da ‘ben bile
giriyorum bir öğrenemedi koskoca damarda doğru yeri bulmayı’ diyerek kendi
deyimiyle okul arkadaşlarına laf atıyordu. Herkesin damar yolu açılmış saatler
dört altmış dakikadan geri saymaya başlamıştı makinelerin üzerindeki
kadranlarda.
Kolundaki serum
hortumundan dağlardan, kayalardan delice aşarcasına akan su gibiydi kanı. Bir
an evvel sahte böbrek makinesine ulaşmak, kimyasallarla yıkanıp kat kat
filtrelerden geçip gerisin geriye damarındaki delikten vücuduna kavuşmak
istiyordu. Dört saat başkasına ne kısa ne uzun zaman olabilirdi o saatlere bir
oğul, bir koca birde torun sığdırıp uykuya dalmış numarası yapardı hemşirelere.
Oysa delilik ne cazip gelirdi en sevdiği küçük yeşil hapları yutup yutup
uyumalıydı.
Bugün niye bu kadar
huysuz olduğunu biliyorlardı. Oğlunun ölüm yıldönümüydü. Hemşire tüm
dertlenmelere karşın hiç yanıt vermeden işini bitirip sessizce odasına
çekilmişti. Az sonra en sevdiği Hint dizisi başlayacaktı. Kulaklığı takıp
kanalı ayarladı, gözleri filmi izlemiyor, kulakları duymuyordu.
Oğul
kanı geliyor yine. Ne çabuk bir yıl geçmiş. Daha yeni temizledim oysa evlat
acılı kanı. Temizledim diyemem tabi her seferinde mutlaka kalıyor kırıntılar.
Acının içinde boğulan kanı temizlemek kolay mı? Gerçek böbrek yapsın da
görelim. Geçen hafta seansta yanında yatan yeni hasta sordu. Kaç yıl oldu diye.
Bende kulak kabarttım merakımdan. On iki yıl olmuş. O zaman ben yoktum tabi.
Eski makineler varmış. Zayıfmış o vakitler. Oysa kilolu ya da zayıf fark etmez
kana evlat acısı sinmesin temizlemek zor. Yine bir güzel temizleyip geri
vereceğim umarım çok su içmemiştir?
Yeni bir hasta var.
Herkesin gözü üzerinde, o ise telaşlı ve korkak bu makineler beni
iyileştirebilir mi? Diye. Dağ köyünden gelen kadın usulca ‘korkma‘diyor.
Hepimiz ilk başta senin gibiydik. Bak Canan Hanım on beş yıldır geliyor,
deyince fırsatı bulan Canan hanım başlıyor herkesin defalarca dinlediği
böbreksiz olduğunu öğrendiği günün hikayesini anlatmaya:
Doktor böbreğin yok,
dediğinde yüreğime taş oturmuştu. Üç çocuk doğurdum ben böbreğim olmasa doğurabilir
miydim?diye sordum doktora. Tek böbrekle yaşanıp, çocuk bile doğurabileceğimi
öğrenip çıktığım odadan diğer doktora gidene kadar nasıl yürüdüm bir ben
bilirim bir Allah. Koridor uzamıştı sanki her kapıdaki yazıyı okuyor elimde ki
kağıttan kontrol ediyorum bir yandan. Kaç kapı geçtim bilmem. Bir baktım koridor
bitmiş. Son kapı. Buda değilse diye telaş sarmışken bir baktım. Nefroloji
doktoru Gamze İşbilir yazıyor. Hiç unutmam bu adı. Gerçekten işini biliyordur
umarım diyerek kapıyı tıklattım. Kapının önü boş olunca çekinmedim değil yoksa
kimse gelmiyor mu bu doktora diye. Benim ki tabi parası çoktur ondan kimse
gelmiyordur, demez mi. İçeriden gir sesi gelince elimizde dosyalar daldık
içeri. Tek koltuk var ben ucuna ilişip oturdum yorgunluk ve telaştan halim
kalmamış. Diğer doktorun verdiği sarı zarfı doktora uzatınca yüzümün de sarı
olduğunu anladım doktor hiç konuşmasa da. Zarftan çıkan filmi ışığa doğru tutan
doktor diğer böbreğinizde de taş var, deyince yüreğime oturan taşı tüm
vücudumda gibi hissedip, belime bir ağrı saplanmaz mı! Doktor artık diyalize
başlamak zorundasınız deyince aklıma çocukken oynadığım beş taş gelmesin mi!
Bende bir gülme. Bak seni de güldürdüm…
Sahte böbrek makinesi
alarm çalmaya başlamasa sohbet devam ederdi ama tansiyonu düşen Canan Hanıma
müdahaleye gelen hemşire defalarca yaptığı gibi makinenin ayarını düzeltip
alarmı susturdu. Aralarında ki sessiz anlaşmayı herkes anladı, kimse konuşmadı.
Ne
zaman yaptı yine anlamadım. Ne güzel dinliyordum anlattıklarını. Tıkır tıkır
çalışıp kanı alıyordum. Nasıl hokus pokus yapıp dereceyi düşürdü. Neyse ki
sistemim yeni eski makinelere benzemem ben hanım hanım bak nasıl alarm çalıp
çağırdım hemşireyi. Nasıl baktı ama sana oh olsun ayarlarımla oynamazsın artık.
Farklı bir telaş var bu
sefer servisten inenlerde. Suspus olmuş sanki herkes. Şoför içeriden tekerlekli
sandalye alıp Canan Hanımı yerleştiriyor. Yanında ki kim? derken anlıyoruz
büyük kızıymış, demek birde küçük kızı var. Telaş iyice yayılıyor hemşireler
doktorlar arasında sahte böbrek makinesine hemen bağlanmalıymış. Dünde
buradaydı halbuki. Her gün mü gelecek artık acaba soruları aynı servisi
kullandığı arkadaşlarından diğer seanstaki hastalara merak konusu oluyor.
Meraklı hastabakıcı çoktan durumu öğrenmiş. Eşi sizlere ömürmüş, diyor usulca.
Koca
kanı geliyor. Böbreği uymadı demişlerdi.
Arada dert yanardı duyardık. Sen ölünce dul karı alacağım dermiş
rahmetli arada bende gördüm tabi her seansa gelirdi. Evlat acısı onu da
tüketmişti. Neyse sen üzülme ben kanını tertemiz yaparım dört saate…
Servis yanaştığında bu
sefer daha farklı. Herkes suspus. Herkesin yüzü yerde. İnme telaşı yok
hiçbirinde. Kimse soru sormaya cesaret edemiyor. Meraklı hastabakıcı bile
suskun. Sedye geliyor bu kez Canan Hanımı almaya. Sesi kısılmış bağırmaktan,
çaresiz kolunu uzatıyor oysa kızdığı hemşire nöbetçiymiş. Neden, diyor. Neden
ben değilde O?
Torun
kanı geliyor. Hayda buda nerden çıktı şimdi. Daha iki seans öncesi
temizlemiştim dedesinin kanını. Bu kan çok acı.
Kapatın beni, temizlemez hiçbir kimyasal hiçbir serum artık bu kanı.
Kapatın beni dedim size… Kapatın…

Yorumlar
Yorum Gönder