Kayıtlar

Mayıs, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

RÜZGARLI HANIM VE BEYAZ GÜLLER

Resim
  RÜZGARLI HANIM VE BEYAZ GÜLLER Çiçekçi onu bu kez, kot pantolon ve tişörtle, tırıs yürüyüşle dükkana girerken görünce şaşırdı.  İşin tuhafı; çiçekçinin şaşırdığını gören Eylül’de şaşırmıştı bu şaşkınlığa. Demek; onlarca müşteri arasında hatırlanmaya değer, bir özelliği olmalıydı...  Demek ki; saçını kestirmesi, kılık kıyafetiyle oynaması bir işe yaramamıştı, yine tanımıştı işte onu. Çiçekçi gülümsedi, ama gerçekten Eylül’ de, gülümsedi.  Ama bu gülümseme kendi gülümsemesiydi. Hiçbir şey konuşulmadı aralarında, ne bir istek, ne bir öneri. Beyaz Güllerden oluşan bir buket hazırdı, zaten.  Eylül’e;   sadece onlarına avuçlarına almak kalmıştı yine. Eylül’ü uğurlarken çiçekçinin içi buruktu: ‘  Yine olmamış.’ Dedi içinden. O hala ‘kendine Çiçek ısmarlayan kadın’. Çiçekçiden çıkarken, Eylül’ün içi buruktu: ‘Yine sustun’… Dedi içinden . ‘O beyaz güller kendime değil diyemedin ‘... Elindeki beyaz güllerle, yürümeye başladı defalarca yürüd...

EVİMDİN SEN BENİM

Resim
  EVİMDİN SEN BENİM EVİM ‘din Sen Benim... Evimdin; işten döndüğüm, alışverişten döndüğüm, aşktan döndüğüm, kendime döndüğüm. Kimi; aydınlıkta kimi karanlıkta açtığım kapını. Kimi zaman değiştirmek istesem de, eşyanın yerini bile değiştirmeye güç bulamadığım. Kimi zaman kutulayıp geçmişi, birikmişi götürdüğüm yeni evimdin. Mutfakta aş, koltukta dedikodu, yatakta huzurdun. Hiç fark etmemiştim; kapımdaki anahtar deliğinin yanında ki çentiği, mutfak camından baktığımda, güneşin batışını seyredebileceğimi. Her evin kendine has kokusu vardır. Kimi temizlikten, kimi pişen yemekten, kimi de evin yerinden. ‘Ah deniz kıyısı evleri’ Tıpkı; kendi kokun gibi anne kokusu gibidir, evlerin kokusu. Hep korumayı ve güveni anlatır. İşte yine korunmalığımız,   güvenli alanlarımız oluverdiler. Kafamızı sokacak çatımızdı. Kafamızı; ancak camdan uzatabileceğimiz, çatımız oldu. Eve girmek lükstü tatil dönüşleri, iş bitişleri. Şimdi gözümüz kapıda dışarısı lüks oldu. Tüm s...

DENGİ DENGİNE

Resim
  DENGİ DENGİNE KADIN ŞİDDETİNE TEPKİ “üçleme bir” Dengi Dengine… Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş… Derviş dervişi tekkede; ayyaş ayyaşı meyhanede… Buna benzer ne kadar değiş varsa, arka arkaya sıraladı içinden. Ha bide, ‘boyu boyuna, huyu huyuna’ uygunda vardı deyip, güldü. Gülüşünü kimse görmesin diye de, ağzını eliyle kapadı. Güldüğüne bakmayın. İçinde gözyaşı saklı gülmelerdendi. Daha yarım saat önce Hakime Hanımın karşısında ‘Evet’ diyerek, evliliğini sonlandırmıştı. Ona sorsan iki Evet arası 1 metre, 1 gün bile değildi. İlk Evet ile son Evet arası, hangi formülle ölçülürse ölçülsün, hız, eşittir, yol bölü zaman, olmuyordu bu hesapta. İlk Evet değişinde içinde uçuşan kelebek, yine kanat çırpıyordu. Tıpkı tırtılın ‘Koza’ örmesi gibi, yıllar içinde içine hapsedildiği ‘Kozan’dan’ kelebek olarak çıkmıştı. Takvimlere göre değil, Yüreğindeki müziğe göre yaşamayı öğrenmek için, kendi ‘Acı Eşiğinde’ çekmişti acıları. Acı eşiği yüksek, algı eşiği düşü...

EL KINAMAZ AYRILIĞI

Resim
EL KINAMAZ AYRILIĞI " Doğan CÜCELOĞLU Anısına " El Kınar. Davranışı kınarken gözlerle, sözü kınarken sözlerle. Bebekken, gaz çıkarmak için dakikalarca, sırtımızı ovan anamız bile, kınar bizi büyüdük diye gaz çıkarırsak.  Kınamak eğitimin parçasıdır. Kınana kınana, öğreniyorsun. Kınaya kınaya, öğretiyorsun. Seni kınadıklarında üzülürsün, ama çuvaldızı, hep karşısındakine batırırsın. Oysa senin her yerin delik, deşiktir, çuvaldız darbelerinden. Hele kadınsan kınanacak ne çok şey vardır değil mi? Oysa kadın erkek diye sınıf yok.  Tek bir sınıfa dâhiliz; ‘İnsan’ homo sapiens. ‘Kınadığın başına gelir.’ Derler büyüklerimiz. Bu düz mantıkla, benim yaşadıklarımı, kınamalara bağlamak kimin harcı! Çocuk aklım nereden bilecek kınamayı? Siz bellettiniz bana. Daha anamın karnında kınandım. Bol giysiler altına sakladılar, oysa mucizeydim ben milyonda bir. Çocuk aklım, oyuncak gemileri seviyor, elimde hep tahta kılıcım var diye kınandım. Kızlar bunlarla oynamaz! Al san...

CAN SUYU

Resim
  CAN SUYU Şimdi can suyunu verelim dedi anneannem.  Toprağa ilk defa tohum ekmiştim. Cansu’yu ne demek dedim? Toprak nem alsın ki, tohumu ıslatsın; oda çimlensin dedi. Tohumu ıslatıp gömsek dedim. Çocuk yanımla yeni bir şey keşfetmiş gibi… Tulumbadan su çekip, altında tohum olduğunu bildiğim toprağa, kana kana, can suyunu döktüm. Maydanoz tohumuydu ektiğimiz. Ben maydanozu hep sevdim. Her şeye de maydanoz oldum vallaha! Ama bizim maydanozlar, roka olarak çıktılar toprak yüzeyine iyi mi! Şaşkındık ama olsun dedik. Roka ’ya limon sıkıp yerdik. Yeni tohumlar alındı, onlarda toprakla buluşturuldu; can suları döküldü. Bu kez maydanoz olarak, soframıza geldiler. Tazecik mis kokulu… Meğerse toprağa ektiğin her şeye ‘can suyu’ lazımmış. Birde ‘elimden tutuyormuş’ öyle dedi anneannem. Ama her çiçek ektiğimde, tutacak mı? Korkum geçmedi yıllardır. Tutar mı? Korkularım, her işe başlarken de ensemde! ‘Korkmuyorum oyunumu’ oynasam da, ‘kırklasam da korkumu’ bazı to...

TEHLİKELİ MASALLAR

Resim
    TEHLİKELİ MASALLAR Bana bir masal anlat. İçinde ‘ Kırmızı Başlıklı Kız’ olmasın. Kız çocuğuna ‘Kırmızı’ giydirme, başına ‘Şapka’ takmasın, saçları ‘Rüzgarda’ salınsın ormanda ‘TEK’ başına yürürken… Sepetindeki güzelliklerde kimsenin gözü kalmasın… Ağzı sulanmasın… Hikayenin sonunda iyi bir ‘AVCI’ olmasın… Ölüm tercih olmasın… Silahlar patlayıp, karınlar yarılmasın… Karnını yardıklarına, taş doldurup, derelere atılmasın. Bana bir masal anlat. Üvey anne kendinden güzel diye ‘Kız’ çocuğuna kıymasın… Hayatı avcının merhametine kalmasın… Sevdikleriyle, huzurla yaşarken, kötü ellerden, tatlı elmalar yemesin… Elma yedi diye yıllarca uyumasın… Öpücükle değil, sevgi ile uyansın… Onu kurtaran ‘Prens’ olmasın. Bizden olsun. Bana bir masal anlat. Babalar evlatlarını ‘Ormana’ bırakmasın… Çocuklar çaresizlikten, elindeki ekmeği feda etmesin… Kayıplar diye, kimse onları incitmesin…. Şekerden, kurabiyeden evler vadedip, kimse kandırmasın… Mutlu...

KİBRİT

Resim
  KİBRİT Çiçekçi ve Kız… Çiçekçi onu bu kez, kot pantolon ve tişörtle, tırıs yürüyüşle dükkana girerken görünce şaşırdı. İşin tuhafı; çiçekçinin şaşırdığını gören Eylül’de, şaşırmıştı bu şaşkınlığa. Demek; onlarca müşteri arasında hatırlanmaya değer, bir özelliği olmalıydı… Demek ki; saçını kestirmesi, kılık kıyafetiyle oynaması bir işe yaramamıştı, yine tanımıştı işte onu. Çiçekçi gülümsedi ‘ama gerçekten’, Eylül’ de gülümsedi. Ama bu gülümseme, kendi gülümsemesiydi. Hiçbir şey konuşulmadı aralarında, ne bir istek, ne bir öneri. Beyaz Güllerden oluşan bir buket hazırdı, zaten. Eylül’e;   sadece onlarına avuçlarına almak kalmıştı yine. Eylül’ü uğurlarken çiçekçinin içi buruktu: ‘Yine olmamış.’ Dedi içinden. O hala ‘kendine Çiçek ısmarlayan kadın’…. Çiçekçiden çıkarken, Eylül’ün içi buruktu: ‘Yine sustun’… Dedi içinden. ‘O beyaz güller kendime değil diyemedin ‘… Elindeki beyaz güllerle, yürümeye başladı defalarca, yürüdüğü yolda. Her taşı, her tabelayı, ...

GÖÇ MEVSİMİ

Resim
  GÖÇ MEVSİMİ Bugün Leyleğim; Cemreler düştü geldim bacana. Yuvam bıraktığım gibi birkaç çalı çırpı buldum mu tamamdır. Hazırım çoğalmaya… Bugün Serçeyim; Cıvıldıyorum dallarda sen neşeleniyorsun, seviniyorsun. Sen sevindikçe. Hazırım zıplamaya… Bugün Kargayım; Kadim bilgeliğe sembolüm sana. Aklımı ölçüyorsun, karşılaştırıyorsun başka uçanlarla uçamayanlarla. Hazırım gagamdakini kaybetsem de aldanmaya… Bugün Kuğuyum; Çirkin göründüğüm günler geride kaldı. İmrenmek, saklanmak yok artık. Hazırım dansıma… Bugün Angut kuşuyum; Sadakatimi sorgulama. Kuş aklım, kuş yüreğim, kuş bedenim başkasını sevemez. Hazırım ölümle sana kavuşmaya… Bugün Kartalım; Yaşım kırk. Tüm tüylerimi yoldum, tırnaklarımı söktüm, gagamı törpüledim. Hazırım yeniden doğmaya… Bugün Kırlangıcım; Göç mevsimi geldi çattı yine.  İnanmasan da uğursuz olduğuna, yuvamı sakın bozma.  Hazırım aramaya ve bulmak için uçmaya… F .K/postallıdenizkızı

GÖZ

Resim
  GÖZ Göz... GÖZ; En derin uçurum, düşenin parçasını bile göremediğin. GÖZ; En uzun yol, geçmişe ve geleceğe uzanan. GÖZ; En derin sığınak; hüznü, sevinci, acıyı ve korkuyu herkesten sakladığın. GÖZ; En ağır kap, içinde piştiğin, pişirdiğin. GÖZ; En hafif nesne, kağıttan gemilerle yüreğinden aklına taşıdığın. GÖZ; En gözlüksüz, miyopi ve hipermetropi göremediklerin. GÖZ; En güzel renk, ebemkuşağından seçtiğin. GÖZ; En çocukluğun, yaş aldıkça değişmeyen. GÖZ; En sevdan, bakıp ta gördüklerin. GÖZ; En aşkın, başladığı yer. GÖZ; En uzağın, yakını. GÖZ; En saydam, ruhun aynası. GÖZ; En senin içinde ki sen… F.K/postallıdenizkızı  

HAYATIN RENKLERİ

Resim
                                                     HAYATIN RENKLERİ Göz görüyor sanıyorsun.  Sanmalara devam güzelim/adamım. Beynin görüyor aslında şekilleri, insanları, hayvanları, renkleri… Hele renkler demi. Olmasa mesela. Ama âmâ olmak gibi değil. Hep siyah beyaz olsa, yetmişli yıllar fotoğrafı gibi. Fotoğrafa bakarken “üstümde ki elbise açık yeşil, yakam beyazdı, ayakkabılarım kırmızıydı hatta ‘yeni alınmıştı parlak hala’ diyebilecek miydin? Renklerin adını bilebilecek miydin? Mavi deyince deniz, sarı deyince güneş, yeşil deyince çimen, kırmızı deyince gül, mor deyince annenin en son diktiği çiçekli elbisen aklına gelmeyecekti. Gökkuşağını tarif edemeyecektin renkler olmayınca..! Hatta yağmurdan sonra ortaya çıkıp gözleri kamaştıramayacaktı gökkuşağı, renkleri olmadığı için… Deniz mavisi; (en sevdiğimden başladım) ya da gökyüz...