KİBRİT
Çiçekçi ve Kız…
Çiçekçi onu bu kez, kot pantolon ve tişörtle, tırıs
yürüyüşle dükkana girerken görünce şaşırdı. İşin tuhafı; çiçekçinin şaşırdığını
gören Eylül’de, şaşırmıştı bu şaşkınlığa.
Demek; onlarca müşteri arasında hatırlanmaya değer, bir özelliği
olmalıydı… Demek ki; saçını kestirmesi, kılık kıyafetiyle oynaması bir işe
yaramamıştı, yine tanımıştı işte onu. Çiçekçi gülümsedi ‘ama gerçekten’, Eylül’
de gülümsedi. Ama bu gülümseme, kendi gülümsemesiydi.
Hiçbir şey konuşulmadı aralarında, ne bir istek, ne bir
öneri. Beyaz Güllerden oluşan bir buket hazırdı, zaten. Eylül’e; sadece onlarına avuçlarına almak kalmıştı
yine.
Eylül’ü uğurlarken çiçekçinin içi buruktu:
‘Yine olmamış.’ Dedi içinden.
O hala ‘kendine Çiçek ısmarlayan kadın’….
Çiçekçiden çıkarken, Eylül’ün içi buruktu:
‘Yine sustun’…
Dedi içinden. ‘O beyaz güller kendime değil diyemedin ‘…
Elindeki beyaz güllerle, yürümeye başladı defalarca,
yürüdüğü yolda.
Her taşı, her tabelayı, dükkanı, ezberlemişti yıllardır. O
yüzden, çoğu zaman bakmadan yürürdü şimdiki gibi.
Gözleri, aktarın dükkan camında kendi yansımasına takıldı,
bir an.
Durdu.
Bu kez baktı kendine; gülüyordu.
Evet, evet yanlış görmüyordu gülüyordu.
Nasıl şaşırmıştı, ama çiçekçi değil mi?
Annem gördü mü?
Acaba diye düşünüp silkelendi hemen düşüncelerden. Yürümek
nedense, bu kez zor gelmişti.
Keşke; arabayı yakına park etseydim, diyerek artık
dizlerinin ona kızdığını o yüzdende giderek ağırlaştığını fark etti. Kendine
söz verdi yine: ’ bu kilolar gidecek kızım’ dedi.
Arabayla, şehrin bir ucundan, diğer ucuna dek, sadece radyo
kanalındaki müzikleri dinledi ; ve sustu…
Artık dua etmiyordu, eskisi gibi. İnancını yitirdiği için
değil , ölümü kanıksadığı için hiç değil. Söz verdiği gibi beyaz gülleri
toprağın üstüne koydu.
Dakikalarca sessiz, öylece bekledi. Bu kez şaşırttım onu dedi;
birden gülerek.
Taştaki tarihlere takıldı gözü.
Zaman’ın budadığı ailesini düşündü. Zaten sonbaharda düşecek
yaprağı sallayıp, erken düşürmüştü zaman. Yaşadığına sevinemediğini fark etti.
Oysa yaşıyordu işte…
Derin bir nefes alıp vedalaştı , ‘yine geleceğim, güllerini
getireceğim ondan’ dedi gururla.
Yüreğindeki ve omzundaki yükten kurtulmuşçasına uçarak,
rüzgar gibi döndü.
Evet, o ‘rüzgarlı hanımdı’
Dostlarıyla buluşup, kahve içeceği mekanı bulmak için,
gözleri tabelaları taradı çabucak.
İşte ordaydı: KİBRİT ( isim annesiydi … ) içeri girerken,
herkesin gözü onun üstündeydi. Onun
aklıysa, kendi vazgeçtiği hayali Kibrit’te….
Çiçekçi, gözlerinin görebildiği kadar, ardından baktı genç
kadının..
Ondan aldığı parayı yine kasaya koymadı.
Üstünde ‘kibrit ‘ yazan sarı zarfı aldı, çekmeceden saymadan
usulca içine bıraktı. Bunca yıldır bu zarfa, her beyaz Gül sattığında aldığı
parayı koyardı…
Dostları, bazen takılırdı bu beyaz Gül takıntısına.
Hikayesini anlatsa, hepsi ağzı açık dinler hatta; beyaz Gül
almak için sıraya, girerlerdi biliyordu.
Ama bu hikaye onlarındı. Kimseyle paylaşamazdı.
Onların dediği gibi, gizem değildi bu koskoca bir yaşam,
umut , sevinç ama eksik olmaktı. Yaşayan olanın ağırlığı, omuzlarında, yüktü
yıllardır. Oysa yaşıyordu işte. Derin bir nefes aldı. Dükkan kapısındaki zil
çalınca, zarfı çekmeceye koyup kapattı…
Bu müşteriden sonra kapatıp, çıkmalıyım diye düşündü. Şehrin
öbür ucuna gidecekti, yolu uzundu.
Yol boyunca, hiç düşünmeden radyo kanalında çalan müziği
dinledi sadece…’ Senede bir gün ; senede
bir gün …’ Nasılda denk gelmişti,
şarkıları tamda; O’na giderken…
Birbirlerine söz verdikleri günü, hatırladı.
Gözlerinin dolmasına engel olmadı bu kez.
Söz vermişti; ağlamayacaktı ama gözyaşları toprağa düştükçe;
‘Ben geldim. Dedi sadece dakikalarca, sessiz bekledi.
Dilinden değil yüreğiyle konuştu, O’ nunla.
Gülümsedi. KİBRİT açılıyor bugün, tıpkı istediğin gibi dedi…
Omuzları dik, gururla ayrıldı oradan.
Az sonra oğlunun da, hayali olan kafenin açılışına
katılacağından gülümsedi yine. En çok; ‘Kibrit’
adını bulan genç hanımı, merak ediyordu. Oğluna bu ismi kendisi önerse;
kesinlikle eski moda bulacağından emindi.
İstediği; nasıl olmuştu hala şaşkındı.
Aklı kibrit diyen kızda; arabasını sürdü….
Eylül, kapıyı açıp içeri girerken ‘bu kadar kalabalık
olacağını tahmin etmiyordum’ dedi içinden. Etrafına bakıp, herkesin ne kadar
şık olduğunu görünce, keşke üstümü değiştirseydim, diyerek pişman oldu.
Tabi, artık çok geçti bu pişmanlığa onu görmüşler, el
sallıyorlardı dostları.
Hoşbeşten sonra barın üstündeki, yazıya takıldı gözleri ve
gururla ışıldadı. Gördün mü ? Dedi
gülümseyerek.
Çiçekçi kapıyı açıp içeri girerken, ‘umarım geç
kalmamışımdır’ dedi içinden. Etrafına bakıp, kalabalığın içinde tanıdık yüzleri
görünce, el sallayarak yanlarına yürüdü hemen. Tebriklerden sonra, barın
üstündeki yazıya takıldı gözleri ve gururla ışıldadı.
Gördün mü ? Dedi gülümseyerek.
Göz göze geldiklerinde Eylül’ün ve Çiçekçinin gözleri,
şaşkınlıktan tam anlamıyla fal taşı gibi olmuştu.
Yanya'na durup yazıyı birlikte okudular :
KİBRİT : Yaktığı ateşe, har verirken kül olmak…
Zil çalıyordu…
Off zil…
Saatin zili..
Gözlerini açmadan, rüyanın içine geri dönmek istedi.
Unutmamak için, içinden sayıklamaya başladı…
Kibrit … Kibrit… Kibrit…
Tüm gece dosyasını aldığı firmanın, işleri için internette
gezinirken, yorgunluktan uyuyakalmıştı. Nasıl bir yorgunluktu!
İyi ki, hafta içi alarmı otomatik kuruluydu, telefonda yoksa
yine geç kalacaktı.
Vay be kızım, ne isim bulmuşsun?
Kibrit…
F.K/postallıdenizkızı
.png)
.png)
Yorumlar
Yorum Gönder