Kayıtlar

RUHUN MAYALANMASI

Resim
  RUHUN MAYALANMASI Ruhunda maya eksik senin. Eksiksin... Ekmek ; un ve sudan ibaret gerisi teferruat ama ruh mayasız olmaz . Yaş maya, kuru maya diye sınıflandıramazsın ruhun mayasını. İyi yada kötü diye sınırlamaksa olası değil , parmak izi bu kadar çokken evrende. Sen yaratılırken katılır o maya. Sonradan katılamaz ruha. Neyse mayan ,ruhunda o mayalanır artık. Kimi tuzla ,kimi şekerle çoğaltır mayasını. Öz ne isterse onunla. Kendini bilmek ; haddini bilmek budur. Hakkın olduğunu boğazın yırtılana dek bağırsan bile haddin belirler seni. Mayaya maya katılamaz mı?! Neden olmasın . Dene bakalım . Korkma değişmekten . Ama mucize bekleme. Kiraz ağacında Gül bitmez unutma. Ama ayva ağacıysan, muşmula aşılanabilir sana. Mayaya maya katarken de sınırların var. Haddini bil. Özünü bil. Can suyunu ne az nede çok ver özüne. Kurutma az verip. Çürütme çok verip. Dallanıp budaklanırken ruhunu özgür bırak , ama dümenide verme. Dalların budansa da...

KAĞITTAN GEMİLERİNLE TAŞIMA BENİ

Resim
KAĞITTAN GEMİLERİNLE TAŞIMA BENİ Kağıttan gemilerinle taşıyamazsın beni. Ben bir balıkçı teknesiyim; Ağlarımı güneşte bırakırsan , onarmazsan yırtıklarımı ,balığını veremem sana.  Denize saygı duymaz, maya bırakmadan avlanırsan boş atıp , boş çekersin ağlarını... Ben bir motoryatım; Lükslerim var . Vazgeçemem. Her bir detayım , aksesuarım pahalı olabilir sana. Ucuza kaçarsan yakışmaz üzerime . Keyfi severim , sakin yerler isterim . Hem ev hem gemiyim sana unutma... Ben bir yük gemisiyim; Konşimentomu sen yazıyorsun , tonajım belli . Dengemi bozma. Yüklerini taşırım limandan limana ama denize küstürme beni. Deniz suyunun izlerini temizle üzerimden arada... Ben bir tankerim ; Yüküm tehlikeli unutma. Ufacık bir ihmalinle patlarım. Dağıtırım , kirletirim dünyanı şaşarsın . Her limana sığınamam bu yüzden anla... Ben bir curuise gemisiyim ; Hayatıma giren insanlarla doluyum. Kamara , kamara bölünmüş yüreğim . Herkes hak edebildiği yerde. Rotam belli. Yolu ,yolum ol...

RÜZGARLI HANIM VE BEYAZ GÜLLER

Resim
  RÜZGARLI HANIM VE BEYAZ GÜLLER Çiçekçi onu bu kez, kot pantolon ve tişörtle, tırıs yürüyüşle dükkana girerken görünce şaşırdı.  İşin tuhafı; çiçekçinin şaşırdığını gören Eylül’de şaşırmıştı bu şaşkınlığa. Demek; onlarca müşteri arasında hatırlanmaya değer, bir özelliği olmalıydı...  Demek ki; saçını kestirmesi, kılık kıyafetiyle oynaması bir işe yaramamıştı, yine tanımıştı işte onu. Çiçekçi gülümsedi, ama gerçekten Eylül’ de, gülümsedi.  Ama bu gülümseme kendi gülümsemesiydi. Hiçbir şey konuşulmadı aralarında, ne bir istek, ne bir öneri. Beyaz Güllerden oluşan bir buket hazırdı, zaten.  Eylül’e;   sadece onlarına avuçlarına almak kalmıştı yine. Eylül’ü uğurlarken çiçekçinin içi buruktu: ‘  Yine olmamış.’ Dedi içinden. O hala ‘kendine Çiçek ısmarlayan kadın’. Çiçekçiden çıkarken, Eylül’ün içi buruktu: ‘Yine sustun’… Dedi içinden . ‘O beyaz güller kendime değil diyemedin ‘... Elindeki beyaz güllerle, yürümeye başladı defalarca yürüd...

EVİMDİN SEN BENİM

Resim
  EVİMDİN SEN BENİM EVİM ‘din Sen Benim... Evimdin; işten döndüğüm, alışverişten döndüğüm, aşktan döndüğüm, kendime döndüğüm. Kimi; aydınlıkta kimi karanlıkta açtığım kapını. Kimi zaman değiştirmek istesem de, eşyanın yerini bile değiştirmeye güç bulamadığım. Kimi zaman kutulayıp geçmişi, birikmişi götürdüğüm yeni evimdin. Mutfakta aş, koltukta dedikodu, yatakta huzurdun. Hiç fark etmemiştim; kapımdaki anahtar deliğinin yanında ki çentiği, mutfak camından baktığımda, güneşin batışını seyredebileceğimi. Her evin kendine has kokusu vardır. Kimi temizlikten, kimi pişen yemekten, kimi de evin yerinden. ‘Ah deniz kıyısı evleri’ Tıpkı; kendi kokun gibi anne kokusu gibidir, evlerin kokusu. Hep korumayı ve güveni anlatır. İşte yine korunmalığımız,   güvenli alanlarımız oluverdiler. Kafamızı sokacak çatımızdı. Kafamızı; ancak camdan uzatabileceğimiz, çatımız oldu. Eve girmek lükstü tatil dönüşleri, iş bitişleri. Şimdi gözümüz kapıda dışarısı lüks oldu. Tüm s...

DENGİ DENGİNE

Resim
  DENGİ DENGİNE KADIN ŞİDDETİNE TEPKİ “üçleme bir” Dengi Dengine… Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş… Derviş dervişi tekkede; ayyaş ayyaşı meyhanede… Buna benzer ne kadar değiş varsa, arka arkaya sıraladı içinden. Ha bide, ‘boyu boyuna, huyu huyuna’ uygunda vardı deyip, güldü. Gülüşünü kimse görmesin diye de, ağzını eliyle kapadı. Güldüğüne bakmayın. İçinde gözyaşı saklı gülmelerdendi. Daha yarım saat önce Hakime Hanımın karşısında ‘Evet’ diyerek, evliliğini sonlandırmıştı. Ona sorsan iki Evet arası 1 metre, 1 gün bile değildi. İlk Evet ile son Evet arası, hangi formülle ölçülürse ölçülsün, hız, eşittir, yol bölü zaman, olmuyordu bu hesapta. İlk Evet değişinde içinde uçuşan kelebek, yine kanat çırpıyordu. Tıpkı tırtılın ‘Koza’ örmesi gibi, yıllar içinde içine hapsedildiği ‘Kozan’dan’ kelebek olarak çıkmıştı. Takvimlere göre değil, Yüreğindeki müziğe göre yaşamayı öğrenmek için, kendi ‘Acı Eşiğinde’ çekmişti acıları. Acı eşiği yüksek, algı eşiği düşü...

EL KINAMAZ AYRILIĞI

Resim
EL KINAMAZ AYRILIĞI " Doğan CÜCELOĞLU Anısına " El Kınar. Davranışı kınarken gözlerle, sözü kınarken sözlerle. Bebekken, gaz çıkarmak için dakikalarca, sırtımızı ovan anamız bile, kınar bizi büyüdük diye gaz çıkarırsak.  Kınamak eğitimin parçasıdır. Kınana kınana, öğreniyorsun. Kınaya kınaya, öğretiyorsun. Seni kınadıklarında üzülürsün, ama çuvaldızı, hep karşısındakine batırırsın. Oysa senin her yerin delik, deşiktir, çuvaldız darbelerinden. Hele kadınsan kınanacak ne çok şey vardır değil mi? Oysa kadın erkek diye sınıf yok.  Tek bir sınıfa dâhiliz; ‘İnsan’ homo sapiens. ‘Kınadığın başına gelir.’ Derler büyüklerimiz. Bu düz mantıkla, benim yaşadıklarımı, kınamalara bağlamak kimin harcı! Çocuk aklım nereden bilecek kınamayı? Siz bellettiniz bana. Daha anamın karnında kınandım. Bol giysiler altına sakladılar, oysa mucizeydim ben milyonda bir. Çocuk aklım, oyuncak gemileri seviyor, elimde hep tahta kılıcım var diye kınandım. Kızlar bunlarla oynamaz! Al san...

CAN SUYU

Resim
  CAN SUYU Şimdi can suyunu verelim dedi anneannem.  Toprağa ilk defa tohum ekmiştim. Cansu’yu ne demek dedim? Toprak nem alsın ki, tohumu ıslatsın; oda çimlensin dedi. Tohumu ıslatıp gömsek dedim. Çocuk yanımla yeni bir şey keşfetmiş gibi… Tulumbadan su çekip, altında tohum olduğunu bildiğim toprağa, kana kana, can suyunu döktüm. Maydanoz tohumuydu ektiğimiz. Ben maydanozu hep sevdim. Her şeye de maydanoz oldum vallaha! Ama bizim maydanozlar, roka olarak çıktılar toprak yüzeyine iyi mi! Şaşkındık ama olsun dedik. Roka ’ya limon sıkıp yerdik. Yeni tohumlar alındı, onlarda toprakla buluşturuldu; can suları döküldü. Bu kez maydanoz olarak, soframıza geldiler. Tazecik mis kokulu… Meğerse toprağa ektiğin her şeye ‘can suyu’ lazımmış. Birde ‘elimden tutuyormuş’ öyle dedi anneannem. Ama her çiçek ektiğimde, tutacak mı? Korkum geçmedi yıllardır. Tutar mı? Korkularım, her işe başlarken de ensemde! ‘Korkmuyorum oyunumu’ oynasam da, ‘kırklasam da korkumu’ bazı to...