Kayıtlar

BALIK KOKUSU

Resim
  BALIK KOKUSU Üretim bilgilerini, depo sayımını çabucak yaparak soyunma odasına geçtim. Ortaya bırakılmış bir çift çizmeden yayılan keskin ayak kokusu, nemli asılmış naylon önlüklerden burnunuza gelen balık kokusunu bastırıyordu. Çizmeleri görünce imalata dönerek sahibini azarlamak istesem de acelem olduğu için çabucak giyinip çıktım.  Hepinize olmuştur eminim, aceleniz varsa her şeyin süresi inadına uzar. Canınız çay ister, su çabuk kaynamaz başında beklediğiniz için; ziyarete gittiğiniz arkadaşınız 6.cı katta oturuyordur ona gittiğinizde asansör arızalıdır; bir ay öncesinden planlar yaparak gittiğiniz seyahatte yağmur yağar... Bende beş dakikada bir dolmuş geçen durakta, yirmi dakikadır dolmuş gelmesini beklerken biraz daha geç kalırsam akşam gelecek misafirlerim için farklı ikram senaryoları kurguluyordum. Nihayet gelen dolmuşa, patates çuvalına atılan diğer patates gibi hissederek daldım; Büyükşehir’de yaşayıp, toplu taşıma konusunda epey tecrübeli bir kadın olarak. B...

HATA PAYI

Resim
HATA PAYI  Elindeki kalemi hırsla duvara fırlattı. Atmak istediği işletme defteriydi aslında, neresini düzeltse başka bir hesap açık veriyordu, yılların tecrübesi de bir yere kadardı.  Basit bir denklemdi. Girenler eşittir, çıkanlar da... Kaç yaşındasın, neleri affettin sen, bu hesaba göre senin nelerini affettiler. Elinde ne kaldı? Elde var sıfır.  Affettikçe affedilirim sandın. Yanıldın. Akşama çoğu arkadaşın eşiyle, çocuğuyla sofrasında yemek yiyip üstüne demli çaylarını yudumlarken sen hâlâ hangi hesabın hangi hata payını düşünüyor olacaksın. Belki içtiğin bir bardak biranın rehavetiyle, “oh be, yalnızlık iyi” diyeceksin, hesabın sağlamasını yapar gibi.  Oysa biliyorsun, yalnızlık iyi değil. Denklemden ne çıkarsa yeri boş kalır. Eşitliğin öbür tarafına geçip hesabın sonucuna etki eder. Hesaptan çıkardığın insanları düşün, yerine koyduklarını. X olarak tek başına eşitliği nasıl karşılayacaksın. O kadar değerin var mı? Hayatından çıkanlar yerine kendine kattığın de...

YARIM PORSİYON

Resim
  YARIM PORSİYON  1 Eylül, Adımı değiştirsem Eylül olsun isterdim derim hep. Sıcağı sevmeyen vücudum, eylülle gelen serinliği seviyor, biliyorum. Arada yazdan kalma sıcak günlerde denize girmek de hediyesi eylülün. Kızım, eylülde doğdu. Kardeşinin de eylülde doğacağını öğrenince çok üzülmüştü. İyi ki oğlum da eylülde doğmuş yoksa yarım kalmış eylülü eskisi gibi sevemezdim... 2 Eylül, Yaz bitti diye üzülmeyin. Eylül, fırtınalar ayıdır. Göç mevsimi olduğu için doğa tüm göçerlere yardımcıdır. Ayın sonunda olacak ama kestane karası fırtınasından bahsetmeden geçemeyeceğim. Dalında kestane gördünüz mü? Dışı dikenlidir, toplarken elinize fena batar. Ama   kestane karası fırtınasının sihirli dokunuşu sayesinde kolayca toplanır. Fırtınalar yarım iş sevmez... 3 Eylül, Bu seneki eylül ayını imza etkinlikleriyle   geçireceğim. Elimde kalan son kitaplarım yeni evlere göçecek. Yeni öyküler, denemeler var mı diye sordunuz sanırım. Elbette. Hepsi sırasını bekliyor. Arada...

DOKUZ TAŞ

Resim
  DOKUZ TAŞ  Bizim neslimiz ne severdi dokuz taş oyununu; mahalleler arası turnuva bile yapardık. Dokuz taş olsa da adı bazen beş, bazen yedi kat olurdu taşlar; taş bulamazsak kiremit parçaları sıralanırdı üst üste. Üst üste olan taşlar da önemliydi tabi ama esas taş, vuran taştı. Hem ağır olacak, hem küçük hem de hızlı gitmesi için tıpkı kuş formunda olanlar pek makbuldü. Kimse vuran taşını başkasına vermezdi. En alta en büyük ve sağlam olan hafif kavisli taş seçilirdi ki üstteki taşları korusun. Tıpkı kişilik gibi. Kişiliğin seni taşırdı. İkinci kattaki taş karakterindi. Vurucu taş değdi mi belli ederdi kendini, ne kadar sağlamsa o kadar yıkılmazdı. Üçüncü taş sadakatindi. Yıkılmaya görsün oyun biterdi. Aslında temeli sağlam olsa da kişiliğinin, karakterinle katlasan da gücünü, sadakat yoksa sallanırdı taştan kulen. Dördüncü taş sevgindi. Ortasındaydı tüm taşların onları bağlardı birbirine sımsıkı. En etkili, dengeyi kuran taştı. Sevgi olmadan oyun olmazdı; sevgi olmadan ku...

ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ

Resim
  ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ  Pazartesi Hadi ama herkes bu akşam dışarıda yemek yemeye karar vermiş anlaşılan. Mutfak karıştı, ben karıştım. Ağrıyan ayaklarımı mı yoksa ellerimi mi düşüneyim, hepsini boş verip önlüğü atıp gideyim mi bilemedim. Salı; Salı sallanır derler. Sanki bugün sallanacağız, içime doğar benim. Usta gelmemiş yine. ‘Yine mi ‘dedim bende herkes gibi. Hem sallanacağız hem de yorulacağız. Menü aklımdan çıkmıyor; gözüm dolapta eksik yoktur umarım. Çarşamba; Burcuma göre uğurlu günüm. Ama bana kafayı takan şef yine azarladı beni ergen çocuklar gibi. Dün tek başıma mutfağı çekip çevirdim ya bu da ödülüm. İşimde mi gözü var bende mi bilemedim. Perşembe; En sevdiğim gün: yarın izin günüm. Yarının tüm işlerini de yaptıracak usta biliyorum. Her hafta aynı şey. İş yükü bulma konusunda oldukça yetenekli üstelik ama tencereleri ölsem yıkamam. Cuma; Sevgili kızımız, elim bir kaza sonucu hayatını kaybetmiştir. Bugün öğlen kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecektir. ...

BEN EN ÇOK GÖLGEMİ SEVDİM

Resim
  BEN EN ÇOK GÖLGEMİ SEVDİM Sessizce yürüyorum sanarken açılan pencere sesini duyduğumda tüm çabamın boşa gittiğini fark edip istemsizce gözlerimi yumsam da tüm heybetiyle zar zor sığdığı pencere aralığından neredeyse üstüme atlayacakmış gibi gelen karaltının kendi gölgem olduğunu fark ettiğimde attığım kahkaha eminim ayak sesimden daha etkili olmuştu meraklılara. Cüretimi mazur görün. Bugünde izinsiz yürüdüm yollarınızda, fikirsiz olup sessiz kaldım hatalarınıza. Sizde beni yok saydınız. Ödeştik. Korkuyu yakıt yaptım kendime sayenizde. Şimdi korkusuzum diye beni sevmiyorsunuz. Konuştuklarımı dinleyip kendi düşündüklerinizi duyuyorsunuz. Fırtına benim zaten siz niye esiyorsunuz. Ben en çok gölgemi sevdim. Usulca her yere sızıyorum. Gölgemin izninize ihtiyacı yok. Güneşin konumuna göre değiştiğine bakmayın, gölgem sadıktır bana; uzar kısalır ama bana bağlıdır daima.   Siz bana baktıkça, ben gölgeme bakarım. Ben giderim, gölgem kalır buralarda bilirim. Sizde bilirsin...

DUA

Resim
  DUA Pazartesi; Hafta sonu ev temizliği, çamaşır derken öyle yoruldum ki bugün kimse gelmesin diye dua ediyorum. Bedenim ofise geldi ama kafam evde, yataktan hala kalkamadı. Bana niye şu evde çalışılan işlerden biri denk gelmedi ki. Salı; Pazartesi sendromu yaşayıp evraklarda hep eksiklik yapmışım. Bugün o kadar yoruldum ki. Eve gidebilmek için dua ediyorum bir an evvel eksikleri kapatıp. Yada aklımı başıma getirecek bir dua etmeliyim. Çarşamba; Hiç aklımda olmayan bir iş fırsatı çıktı bugün. Ya rahatımı bozup gideceğim yada burada kalıp her gün eve sağlıklı döndüğüm için dua edeceğim. Sahi ben bu işi almak için ne kadar dua etmiştim üç yıl önce. Perşembe; Dün akşam kiralık ev bile baktım sitelerden. İş yerinde henüz kimseyle paylaşmadım. Kararımı etkilemelerinden korkuyorum. Yarın yanıt vermem gerekiyor muhtemel yeni patronuma. Duanın bu boyutuna hiç gitmemiştim. Niçin dua edeceğimi bilmiyorum. Cuma; Masamı topluyorum. Kişisel eşyam neredeyse yok gibi. Çekmecede ki atıştırma...