Kayıtlar

AŞKIN PREKARYASI

Resim
  AŞKIN PREKARYASI Aşkın prekaryası, korktuğun için geçici bakıyorsun aşka. Temizliğe gittiğin, pırıl pırıl temizlediğin ev nasıl senin değilse öylesin aşka. Temizliyorsun, karşılığını alıyorsun ama ardından kapıyı çekip gidiyorsun işte. Üstelik geri dönmen o evin kirlenmesine bağlı... Mevsimlik tarla işçisi gibi hasat zamanını bekliyorsun. Tohumu sen atıp fideyi sen yetiştirmesen bile hasat senin ellerinden, hem de kısacık sürede bitiveriyor hasat süresi, anlamıyorsun. Fabrikada çalışan arkadaşın söylüyor, “aşka ihtiyaç varmış üretimde”, koşuyorsun hemen. Süresi önemli değil, başka aşk bulana kadar idare ederim   diyorsun. Kronik şekilde aşkla, aşksızlık arasında gidip geliyorsun. Aşktan izole yaşarken aşkı özlüyorsun, aşk varken özgürlüğü. Sosyal hakların var zannediyorsun, prekarya aşk diyor ki: Yalnızsın sen. Üstelik kendin istedin, bilip susuyorsun. Aşka bağlı kalıp prekarya olmaktan vazgeçmek istiyorsun. Kimsenin evi kirlenmemiş, tarlada hasat zamanı değil, fabri...

AYNANIN ARKASINDAYIM

Resim
AYNANIN ARKASINDAYIM Teneffüs zili çalınca her zaman ki gibi tüm öğrenciler sınıfı hızlıca boşaltmış, koridorlarda öğrenci seli başlamıştı. Benim aklım ilk teneffüste bitiremediğim sandviçimdeydi. O sabah kahvaltı yapmaya fırsat bulamamış, ilk otobüse zar zor yetişmiş az daha servisi kaçıracaktım. Bir saatten fazla süren servis yolculuğu boyunca sabahları uyur, okul çıkışı dönüşte kitap okurdum. Aceleyle hazırlayıp çantama attığım sandviçte ki domateslerin suyu patlayan poşetten çantama akmış, onu temizlemekle geçen teneffüs zamanı sandviçimi bitirmeye yetmemiş; içim el vermeyerek peçeteye sarıp dolabıma koymuştum. İkinci teneffüste bir kaç lokmada biten sandviçime eşlik eden çayımı yudumlarken öğretmenler odası kapısını çalmadan aniden açan öğrencime “gel bakalım” dedim. “ Hocam, siz gelir misiniz? “ dedi. Anladım ki mevzu derin.  Sandviçimin son lokmasını ağzıma atıp, sıcak çay kupam elimde öğrencimin arkasından okul bahçesine çıktım. Aslında konuyu az çok biliyordum ancak on...

ATATÜRK'ÜN DENİZ SEVGİSİ

Resim
ATATÜRK'ÜN DENİZ SEVGİSİ Anıtkabir’e ilk ziyaretim Ulusoy Denizcilik lisesinde öğretmenlik yaptığım 2014 yılıydı. Anıtkabir defterine yazılacak metini   benim yazmamı istediklerinde, Atamla sefere çıkacakmış gibi heyecanlanmış, kaç kez yazıp yazıp silmiştim cümlelerimi; kelime dağarcığım yetmez olmuştu. Defterin nasıl yazılacağı, ardından neler yapılacağını anlatan nöbetçi komutanı dinlerken hata yapacağım korkusuyla, ter içinde kalmıştım. Kalemi elime aldığım anda tüm korkum uçup gitmişti. Eksiksiz ve hatasız yazımı tamamlayarak en gür sesimle okumuştum. Gözlerimden gurur yaşları akıyordu. “ .... Denizciliği Türk’ün ulusal ülküsü olarak gören denizci evlatlarınla karşındayız Sevgili Atam, denizci bir kadın öğretmen ve pek çok denizci kız öğrencilerimizle   ülkün, ülkümüzdür....” Anıtkabirde olmanın enerjisiyle Cumhurbaşkanlığı Muhafız alayıyla mozoleye   doğru yürürken öğrencilerim ve öğretmenler olarak hepimiz omuzlarımız dik, gözümüzde yaşlarla yürüdük askerlerin...

EVİMDE CUMHURİYET

Resim
EVİMDE CUMHURİYET Bu yüzyılın devrimle gelen rejimi evimde, evimizde. Annem, halkın, genç kızların eğitimi için planlanan kurslarda öğrendi dikiş dikmeyi. Babam, ülkenin savunmasında gerekli teknik bilgileri, askerî savunma ve korunma taktiklerini öğrenerek ordu personeli olarak hizmet etti ülkesine. Ben devletin imkânlarıyla yatılı okuyarak başarılı bir iş kadını oldum. Cumhuriyet olmasıydı annem ve babam, köyündeki imkânların dışına çıkabilir miydi? Ben kadın olarak şirket ortağı olabilir miydim? 18 yaşından beri oy kullanıyorum; siyasî bir partiye üye olabilir, milletvekili olabilirim. Ehliyet alarak her türlü aracı kullanabilir, hatta öğretebilirim. Medeni kanunla korunmuş haklarım var, ister evli ister bekar olayım, mirasımı alabilirim. Barış içinde yaşıyorum. Savaşta yokluktan var edenlerin, cumhuriyet için savaşan atalarıma borçluyum tüm bunları. Ben yarım asırdır, cumhuriyet bir asırdır var. Ben kız çocuğundan, emekli bir iş kadınına gelene dek cumhuriyetin bana sağladığı imkân...

BALIK KOKUSU

Resim
  BALIK KOKUSU Üretim bilgilerini, depo sayımını çabucak yaparak soyunma odasına geçtim. Ortaya bırakılmış bir çift çizmeden yayılan keskin ayak kokusu, nemli asılmış naylon önlüklerden burnunuza gelen balık kokusunu bastırıyordu. Çizmeleri görünce imalata dönerek sahibini azarlamak istesem de acelem olduğu için çabucak giyinip çıktım.  Hepinize olmuştur eminim, aceleniz varsa her şeyin süresi inadına uzar. Canınız çay ister, su çabuk kaynamaz başında beklediğiniz için; ziyarete gittiğiniz arkadaşınız 6.cı katta oturuyordur ona gittiğinizde asansör arızalıdır; bir ay öncesinden planlar yaparak gittiğiniz seyahatte yağmur yağar... Bende beş dakikada bir dolmuş geçen durakta, yirmi dakikadır dolmuş gelmesini beklerken biraz daha geç kalırsam akşam gelecek misafirlerim için farklı ikram senaryoları kurguluyordum. Nihayet gelen dolmuşa, patates çuvalına atılan diğer patates gibi hissederek daldım; Büyükşehir’de yaşayıp, toplu taşıma konusunda epey tecrübeli bir kadın olarak. B...

HATA PAYI

Resim
HATA PAYI  Elindeki kalemi hırsla duvara fırlattı. Atmak istediği işletme defteriydi aslında, neresini düzeltse başka bir hesap açık veriyordu, yılların tecrübesi de bir yere kadardı.  Basit bir denklemdi. Girenler eşittir, çıkanlar da... Kaç yaşındasın, neleri affettin sen, bu hesaba göre senin nelerini affettiler. Elinde ne kaldı? Elde var sıfır.  Affettikçe affedilirim sandın. Yanıldın. Akşama çoğu arkadaşın eşiyle, çocuğuyla sofrasında yemek yiyip üstüne demli çaylarını yudumlarken sen hâlâ hangi hesabın hangi hata payını düşünüyor olacaksın. Belki içtiğin bir bardak biranın rehavetiyle, “oh be, yalnızlık iyi” diyeceksin, hesabın sağlamasını yapar gibi.  Oysa biliyorsun, yalnızlık iyi değil. Denklemden ne çıkarsa yeri boş kalır. Eşitliğin öbür tarafına geçip hesabın sonucuna etki eder. Hesaptan çıkardığın insanları düşün, yerine koyduklarını. X olarak tek başına eşitliği nasıl karşılayacaksın. O kadar değerin var mı? Hayatından çıkanlar yerine kendine kattığın de...

YARIM PORSİYON

Resim
  YARIM PORSİYON  1 Eylül, Adımı değiştirsem Eylül olsun isterdim derim hep. Sıcağı sevmeyen vücudum, eylülle gelen serinliği seviyor, biliyorum. Arada yazdan kalma sıcak günlerde denize girmek de hediyesi eylülün. Kızım, eylülde doğdu. Kardeşinin de eylülde doğacağını öğrenince çok üzülmüştü. İyi ki oğlum da eylülde doğmuş yoksa yarım kalmış eylülü eskisi gibi sevemezdim... 2 Eylül, Yaz bitti diye üzülmeyin. Eylül, fırtınalar ayıdır. Göç mevsimi olduğu için doğa tüm göçerlere yardımcıdır. Ayın sonunda olacak ama kestane karası fırtınasından bahsetmeden geçemeyeceğim. Dalında kestane gördünüz mü? Dışı dikenlidir, toplarken elinize fena batar. Ama   kestane karası fırtınasının sihirli dokunuşu sayesinde kolayca toplanır. Fırtınalar yarım iş sevmez... 3 Eylül, Bu seneki eylül ayını imza etkinlikleriyle   geçireceğim. Elimde kalan son kitaplarım yeni evlere göçecek. Yeni öyküler, denemeler var mı diye sordunuz sanırım. Elbette. Hepsi sırasını bekliyor. Arada...