SULARIMIZ KARIŞTI
Kadın;
Elindeki kitabı tahta masanın üstüne bıraktı. Deniz kokusunu
çekti içine.
Masaya henüz bırakılmış çayı sıcaktı hala; ilk yudumda
yüzünü buruşturdu.
Klor kokusu, hiç hoşuna gitmemişti. Sular kirliydi. İlk
yağmurlarla barajlar dolmuştu ama şehir kalabalıklarına ulaşana dek, nerelerden
geliyordu, nerelere değiyordu diye düşünürken buldu kendini.
Kamu spotu gibi geçti gözünün önünden, tüm su tasarruf
sözleri.
“SU” … Ona adının ne olmasını isterdin? Diye soran
öğretmenini hatırlattı. ‘SU’ demişti. Manası çok derin, içinde gizem. Bir damla
suya mikroskopla baktın mı hiç? Can suyu olmadan, yaşam yoktu. Kimi dere, kimi
nehir, kimi göl, kimi şelale, kimi denizdi. İçindeki tuz arttıkça, daha güçlü
ama tadımlık değildi.
Gemide yaşayanları düşündü. Arındırılmış deniz suyu içmek
duygusu ile mücadele etti, çayını yudumlarken. Bu çaya da, deniz suyunu
kullanıyor galiba dedi. Ama son yudumuna dek bitirdi çayını, yarım bırakmak
olmazdı. Su adını yakıştırmıştı kendisine, belki annesi doğduğunda, ‘Cansu’
ismini vermek istemişti ondan olabilirdi.
Yürüyüş ekibiyle gittiği etkinlikte, Su hanımla
tanıştığında, ne şanslı diye düşünmüştü. Sanki onun adını almış gibi
içerlemişti sebepsiz.
Denize bakıp; ben Deniz’im dedi. Tuzu gücüydü; dalgaları
gelgitleri; rengi duyguları; köpüğü sevinçleri; balıkları paylaşmayı seven
yanı; yosunları şifacılığı; üstünde yüzen gemiler dengesi; uçan martılar
özgürlüğüydü.
Dakikalarca denize baktı. Yine bir karar anıydı. Denize
danışmaya gelmişti. Tüm içini dökmüş, tuzlarla ovalamış, düşüncelerini denizde
yıkamıştı.
Bu yaşta diyerek başlayan, cümleler kurmuştu sayısızca.
Yaşında ne vardı ki. Kulaklığından Can Gox’ dan ‘Vazgeçemem Asla’ şarkısını
dinlemeye devam etti…
Adam;
Deniz kıyısında yürürken, gözünü hep denizden kaçırıyordu.
Korkardı o denizden. Tuz tadı yakardı dilini, tenini; dalgalar korkuturdu. Hele
rengi kararınca fırtınada bakamazdı bile. Balığını arada bir yer; etin çoğu
tabakta, kılçık damağında kalırdı. Yosunlar ayağına değsin istemezdi, yazdan
yaza ayağını denize sokunca.
Gemiye binince deniz tutardı onu. İntikam alırdı sanki
sevmiyor diye. Martılara hiç simit atmamıştı. Köpük köpük dümen suyuna bakarak.
Denize bakıp; NEHİR’ im ben dedi. Doğduğum kaya dibini
unutup, yer çekimi ile denize çekilen. Taşlardan hoplamış; dağların arasından
kıvrılmış; kimi zaman eksilmiş; rengi karıştığı toprağa dönmüş; balıklara
değil, kurbağalara yuva olmuş; denize yaklaşana dek, martıların çığlıklarını hiç duymamıştı.
Doğanın yasası, dedi. Tüm nehirler denize ulaşır; denizler nehire dönüşür.
Yol bitmişti, kadına gülümseyerek el salladı. Kadın da ona
el salladı. Çıplak ayakları suyun içindeydi. Dayanamamış yine derken; sularının
karıştığını hissetti.
Kulaklığını çıkardı, Müslüm Gürses’ ten ‘Vazgeçemem asla’
şarkısı çalmaya devam ediyordu.
F.K/postallıdenizkızı
.png)
.png)
Yorumlar
Yorum Gönder