101 NOLU YATAKHANE
101 NO'LU YATAKHANE
Pencereden içeriye sızan ay ışığı karşılıklı konulmuş demir
ranzaların silüetini aydınlatıyordu ama hala karanlık olan 101 no’lu odada
ranzanın eskimiş yayları nedeniyle küçük bedeni korkudan neredeyse yay gibi
olmuştu.
Birden oda kapısı gıcırtıyla açılınca yatakta dik oturdu. Uzun boyuyla orantılı irice vücuduyla kapıda beliriveren belletici öğretmen sert sesiyle içeriye seslendi.
Kim var orada?
Ağzından çıkan sesi o kadar titriyordu ki kendi bile tanıyamadı sesini usulca 'Ben varım' dedi. Niye burada olduğuna inanamazken. Yatılı okul şakasıymış meğer, eski gedikli öğrenciler burada yatacaksın deyince inanmış boş yatakhanede yatmıştı.
Bu ilk dersti...
Hemen nasıl da kanmıştı kızlara ‘burada yatacaksın' deyince.
Sabaha dek ranzanın eskiyen , paslı, kopmuş yaylarının gıcırtıları eşliğinde
bir gökyüzünü aydınlatan dolunay olan ayın göründüğü pencereye bir de orada olup
olmadığı konusunda karar veremediği hamam böceği gördüğü duvara dönüp durdu ama
uyuyamadı tabi.
Ürkek adımlarla eşyalarını koyduğu dolaba yaklaştığında birkaç
öğrenci yanına gelip onu uyardılar dolabına sağlam kilit takması için yoksa
eşyaları çalınırmış.
İkinci dersti...
Yine kimseye güvenme.
Zaten çok bir eşyası yoktu. Annesiyle aldıkları yeni iç
çamaşırları, yeni ve eski pijamaları , bir kaç tişört ve bir pantolon.
Kıyafetlerine bakarken annesiyle utanarak seçtiği ilk penye sütyenine bakarken
bunu çalmasınlar diye geçirdi içinden. Dolaba dalmışken gece yatakhanede
gördüğü belleticinin seslenmesiyle dağıldı düşünceleri. Kızılay’ın parasız
yatılı okuyan öğrencilere yardım için verdiği kıyafet ve ayakkabıları alması
için aşağıya odasına gelmesini söyledi.
Elinde paketle tekrar dolabın başına gelince açtığı pakette bir
eşofman takımı ve 39 numara siyah deri okul ayakkabıları vardı. Eşofmanın içi
tüylüydü, yumuşacık geldi ellerine. Kışın üşümem diye düşündü. Oysa iki, üç
yıkamadan sonra lacivert olan rengi soluk griye dönüşecek sadece yatarken
giyilecekti bir kaç yıl bu eşofman takımı. Ama ayakkabılar sağlam çıkacaktı
üniversiteye başlayana dek giyilecekti. Ayakkabıları okulda hiç giymedi tabi.
Kızılay’ın dağıttığı ayakkabıyı giyen parasız yatılı okuyan öğrenci olduğu
belli olmasın diye.
Üçüncü dersti...
Babası pansiyona bırakalı bir hafta olmuştu. Her gün mektup
yazıyordu memleketinde bıraktığı evine, anne babasına, kardeşlerine. ‘ Burası
hapishane gibi' demişti. ‘Burada korkuyorum' demişti. Ama nafile hiçbir mektup,
hiçbir cümle etkilememişti babasını, annesini.
Her gece 101 no’lu yatakhaneye uyumaya giderken umudunu kilitlerdi dolabına.
Artık uyumayı öğrenmişti.
Dördüncü dersti...
F.K. Altınoluk, 28 Eylül 2021
.png)
.png)
Yorumlar
Yorum Gönder