BARETLİ KADINLAR
BARETLİ KADINLAR
Sömestr ve yaz tatilinde, memlekete dedemin evine gidince nalbant olan dedemin dükkandan, eve getirdiği boş nal ve mıh kutuları oyuncağım olur, onlara anneannemin biten dikiş ipi makaraları eşlik ederdi.
Kimini keser, biçer, yapıştırır evler;
kimini iple birbirine ekler trenler yapardım. Evler, trenler bitince bahçedeki
erik ağacına kurulmuş salıncakta sallanır, bazen hoop diye ortanca dikmek için
dedemin yeni kestiği yağ tenekesinin üstüne düşer, kolumda bacağımda çocukluk
yaraları olurdu. Mobiletin arkasında gittiğimiz bağda dedem elmalara aşı
yaparken asmaların dibinde köy ekmeği ve peynirin yanında dalından yeni
koparılmış misket üzümü yemek, en sevdiğim menüydü.
Yaşım
geldi deyip elime tutuşturulan tığ ve iplikle el bezleri örerken favori rengim
turuncuydu. Sarı, turuncu, kırmızıyı birbirine katar üç renkli iplikler yapar
ondan örerdim el bezlerini. Siz hiç misafir gittiğiniz evde ikramlardan sonra
gelen biri sabunlu diğeri ıslak rengarenk iplerle örülmüş el bezlerine elinizi
sildiniz mi? El bezi tahtını ıslak mendile kaptırdı tabi artık.
Dedem
nalbanttı demiştim; işinin ehliydi, ustaydı, çırağı vardı. Çırağı ustasından
öğrendiği maharetle kalfa olmuş, kendine dükkan açmış ama her bayram eşini
yanına katıp el öpmeye geldiğinde çıraklığını unutmamıştı. Atlara nallarını
çakmadan özenle toynağını tıraşlayan dedemi hayranlıkla seyreder, soyadım gibi
kır bir tayım olsun isterdim. Aklım bebeklerde değil dayımın erkek kardeşime
aldığı plastik gemideydi. Çeyizime işlediğim seccadede en zor deseni seçer,
kardeşimle yarışarak en çabuk bitiren olurdum. Anlayacağınız kıza, kadına
yapışmış, yapıştırılmış, yapıştırılmak istenen ne varsa hiçbirini çocukluktan
kabul etmemişti özgür ruhum.
Mıh
kutularını kesip biçen ellerim mühendisti.
BARETİM
BEYAZ’dı.
Salıncaktan
düşünce kanayan dizime tentürdiyot basan ellerim sağlıkçıydı.
BARETİM
YEŞİL’di.
Dedemin
bağında ağaçlara aşı yapan ellerim doğayı koruyandı.
BARETİM
MAVİ’ydi.
Anneannemin
rengarenk artık ipleriyle onlarca el bezi ören ellerim üreticiydi.
BARETİM
SARI’ydı.
Farklı
renkleri birbirine katarak yeni renkler ortaya çıkaran, kanaviçe desenlerini
kışlık örgü kazaklara aktaran aklım ustaydı.
BARETİM
TURUNCU’ydu.
Dedemden,
anneannemden, babaannemden, annemden, babamdan, yaşamdan öğrendiklerim kendi kalitemdi.
BARETİM
KIRMIZI’ydı.
Yarım
asıra tüm renkli baretleri sığdırmış olarak mühendis olarak yıllarca Beyaz Baret kullandım.
Son yıllarda iş güvenliği uzmanı olarak baretimin rengi kırmızı oldu. Bareti
seçen tüm kadınları kendime benzetirim; mücadeleci, araştırmayı üretmeyi seçen,
öz güvenli olup ayağı yere sağlam basan kadınlar.
Baretinin
altında röfleli olsa da uzun saçı; çekinmeden elini toza, boyaya daldıran;
kırılan tırnağını törpüleyip akşam ojesini sürüp, evladının ödevine yardım
edebilmek için internette araştırma yapan kadınlar.
Azı çok yapmak için bedeniyle, elleriyle, aklıyla çalışan; yaratan kadınlar. Bareti hak etmek için omuz hizasındaki erkeklerden iki katı fazla çalışmak çalışmak, kat be kat mobinge uğrayan kadınlar.
Cinsiyetçi
meslekler içinde baretini takamayıp, masaya takılan kadınlar.
Her
renk baretin hakkını verip, hakkı verilmeyen kadınlar. Asker olup nöbet
tutabilen, nöbet geçirtilen kadınlar…
Haydi
hep birlikte beyaz baretimizi takalım; hayatta ziyaretçi kalalım.
F.K. 01.11.21, Bandırma
.png)
.png)
Yorumlar
Yorum Gönder