BENİM PREMATÜREM ÖNCÜ BEBEK
Şaşırıyorum.
Ayakta doğum yapacakmışım. Gözüm, karnıma doğru kayıyor, henüz hamile olduğum bile belli değilken nasıl anladı ki diyorum hamile olduğumu; üstelik doğuma üç aydan fazla zaman var daha, nasıl doğum yaparım derken, belim ve kasıklarımdaki ağrıyla istemsizce karyolanın soğuk demir başlığını iki elimle sımsıkı kavradım. Ağrı artık dayanılmaz olmuştu, bir anda bebeğimi gördüm, bacaklarımın arasındaydı. Masmavi renkliydi, o kadar küçüktü ki iki avucuma anca sığmıştı. Bebeğimi avuçlarımın arasında tutarak daha önce çıkarak geldiğim merdivenlerden yukarı çıkmaya devam ettim. Kaç kat çıktım bilmiyorum, mavi ve küçücük bebeğimi düşürmemek için dikkatli olmaya çalışıyor, bir yandan da acele ediyordum. Birden bir kapı daha çıktı karşıma, ayağımla iterek açtım.
Kendimi kocaman bir terasta buldum. Gece
olmuştu, yıldızlar o kadar çoktu ki hiç bu kadar yıldızlı bir gece görmedim
diye düşünürken yıldızlar kaymaya başladı sanki, yoksa yorgunluk ve korkudan öyle
mi görüyorum derken yıldızlar birleşip yelkenli bir gemi şeklini aldılar
birden. Bebeğimi avuçlarımdan bırakmadan kollarımı gökyüzüne doğru kaldırdım,
“Neden benim bebeğim mavi?” diye sordum yıldızlara doğru bağırarak, yanıt
beklerken kızımın sesiyle uyandım.
Gördüklerimin rüya olduğunu anlamıştım. Ama doğum yaptığım an acısıyla, korkusuyla öyle gerçek gibiydi ki içime korku düştü: Oğlum erken mi doğacaktı? Doktorumun henüz bebeğimin cinsiyetini söylemediği aklıma geldi. Ama hissediyordum, oğlum olacaktı ve erken doğacaktı.
Rüyayı görmemden iki hafta sonra doğum sancılarım başlayınca, 23 haftalık gebe olarak,6 cm açıklıkla önce acile oradan yoğun bakıma yatırıldım. 22 gün süren yoğun bakım mücadelemle yüzde bir yaşama şansı verilen oğlum, mucizem, adaşım, erkenden dünyaya gelmeye karar verdi.
Prematüre doğan tüm bebekler için korkulan, ön görülen her şey anlatıldı bana ve babasına. Engelli olabilirdi, kör olabilirdi, zeka geriliği olabilirdi. Ama yüzde bir yaşayabilir demişlerdi, yaşatmıştım oğlumu bundan sonrası kolay olmasa da aşılırdı. Henüz üç aylıkken ameliyat olması, yürümeye çabalarken düşüp bacağını kırması, el ve ayaklarında tespit edilen cerebral palsi sorunu için aylarca elektrik tedavisi görmesi, hastanede halime acıyan güngörmüş geçirmiş yaşlı teyzenin tarifiyle her akşam bacaklarını balıkyağına bulayıp, Amerikan beziyle mumya gibi sarmalar yaşadıklarımızın bazıları sadece. Bu arada her gece mumya gibi sarıp uyuttuğum için mi acaba oğlum, Mısır tarihine merak sardı diye düşünmüyor değilim.
Hiçbiri unutulmaz elbette ama oğlumla ilk kavuştuğum an onu kucağıma aldığımda, “Yakışıklım benim” dediğimde, “Her yeri hortum dolu, bunun neresi yakışıklı” diyen hemşirenin sesiyle fark etmiştim; avuçlarıma ancak sığan, 1400 gr, burnunda, ayaklarında hortumlar olsa da yakışıklıydı oğlum. Yüzde biri, yüzde yüz yapmıştı o, yaşama tutunmuştu. Bebek Öncü‘ydü kuvözde mücadele verirken. Ölüm korkusundan adını bile sormamışlar, yazmamışlardı. Soyadıyla çağrıldı kuvözünden çıkana dek.
Hepi topu 27 haftalık doğsa da hormonlarım oğlum için anne sütünü bağışlamıştı bana; bende kuvözdeki diğer bebeklere. Kim bilir nerelerde o süt annesi olduğum bebekler. Babası, henüz hastanedeyken yoğun bakımda birlikte verdiğimiz mücadele için adımın Türkçe karşılığını oğlumuza isim olarak koymayı teklif ettiğinde çok mutlu olmuştum. 9 ay, kanımı, canımı paylaşma şansımı yitirmiştim ama adımı paylaşacaktım oğlumla. Adaşımdı artık. En güzel huyumdu, en güzel bakışımdı, en güzel yaşayışımdı. Benim prematüremdi.
F.K.17 Kasım 2021, Dünya Prematüre Günü
.png)
.png)
Yorumlar
Yorum Gönder