BALIK KOKUSU
BALIK KOKUSU
Üretim bilgilerini, depo sayımını çabucak yaparak soyunma odasına geçtim. Ortaya bırakılmış bir çift çizmeden yayılan keskin ayak kokusu, nemli asılmış naylon önlüklerden burnunuza gelen balık kokusunu bastırıyordu. Çizmeleri görünce imalata dönerek sahibini azarlamak istesem de acelem olduğu için çabucak giyinip çıktım.
Hepinize olmuştur eminim, aceleniz varsa her şeyin süresi inadına uzar. Canınız
çay ister, su çabuk kaynamaz başında beklediğiniz için; ziyarete gittiğiniz
arkadaşınız 6.cı katta oturuyordur ona gittiğinizde asansör arızalıdır; bir ay
öncesinden planlar yaparak gittiğiniz seyahatte yağmur yağar...
Bende beş dakikada bir
dolmuş geçen durakta, yirmi dakikadır dolmuş gelmesini beklerken biraz daha geç
kalırsam akşam gelecek misafirlerim için farklı ikram senaryoları
kurguluyordum.
Nihayet gelen dolmuşa,
patates çuvalına atılan diğer patates gibi hissederek daldım; Büyükşehir’de
yaşayıp, toplu taşıma konusunda epey tecrübeli bir kadın olarak. Birkaç durak
ayakta bile zor durarak yapılan yolculuk sonrası garaj (yeni otogar) durağına
gelince, sanki son durakmış ya da tüm yolcular şehirlerarası seyahat
yapacakmışçasına aceleci telaşlarla dolmuş boşalacaktı.
Her iş çıkışı
tekrarladığım bu yolculuk rutininde, garajda boşalan ilk koltuğa attım kendimi.
Yan koltukta ki camdan dışarıyı izleyen bembeyaz saçlı, çantasını çalınmasından
korkuyormuş gibi kucağında sımsıkı tutan, yaşına rağmen farklı tarz ve renkte
ki kıyafet seçimini beğendiğim yaşlıca hanımefendi, ben yanına oturur oturmaz
eliyle ağzını ve burnunu kapatarak, tiksintiyle bana baktığında; soyunma
odasına her girişimde burnuma hücum eden kokuyu aldığımda yüzümün aldığı şekli
görmüş gibi oldum ve gülümsedim.
“Niye gülüyorsun?“
dedi.
“Üstüne başına bakan
biri seni temiz sanır” diye ilave etti.
Markalı Jean imin
üstüne giydiğim ipek gömleğim ve ayağımda ki topuklu botlarım da pahalı ve
tercih edilen markalarındı eminim hemen tanımıştı. Uzun ve kıvırcık saçlarıma
tüm iş günü haşlanan kilolarca ahtapot kokusunun sindiğini buna bir çare
bulamadığımı söyleyince bu kez o gülmeye başladı.
Meğerse büyükannesi
adalıymış, (Kuşadası) ahtapotu da çok severmiş. “Hiç bu kadar kötü kokacağını
tahmin edemezdim” diyerek başlayan sohbetimiz ahtapot pişirme teknikleri ve
yemeklerine kadar genişledi yol boyunca. Tarifler bitince aileler, çocuklar,
nerelisinler konuşmaları arasında benim fabrikada ustabaşı olarak çalıştığımı
düşündüğünü anlasam da hiç sorun etmedim. Ben mühendisim demeyi hiç sevmedim zaten.
Yaklaşık bir saat süren
yolculuk boyunca işimin inceliklerini bile sorsa yanıtladım kısaca hiç
karşılıksız. İneceği durağa yaklaşınca giyimi kadar özenli diksiyonuyla
“Müsaade eder misiniz hanım kızım” diyerek usulca eğilerek “ Bence çalışırken
saçlarını bağlamalısın, herkes benim gibi balık kokusu sevmeyebilir” dedi.
Tıslayarak açılan kapıdan genç kız kıvraklığıyla iniverdi dolmuştan, beni balık
kokusuyla ve:
Balık kokusunu ben
sevdim mi?
Yoksa koku herkesi
benden uzaklaştırdı mı? Sorularıyla baş başa bırakarak.
Bilinmez!
Ama Balık kokusu bu.
Ne
yapabilirim ki?
Denizde böyle kokmuyor
işte bu meret.
F.K

.png)
Tebrikler Fazilet’ciğim .Çok güzel bir hikaye👏👏👏😘
YanıtlaSil