AŞKIN PREKARYASI
Aşkın prekaryası, korktuğun için geçici bakıyorsun aşka. Temizliğe
gittiğin, pırıl pırıl temizlediğin ev nasıl senin değilse öylesin aşka. Temizliyorsun,
karşılığını alıyorsun ama ardından kapıyı çekip gidiyorsun işte. Üstelik geri
dönmen o evin kirlenmesine bağlı...
Mevsimlik tarla işçisi gibi hasat zamanını bekliyorsun.
Tohumu sen atıp fideyi sen yetiştirmesen bile hasat senin ellerinden, hem de
kısacık sürede bitiveriyor hasat süresi, anlamıyorsun.
Fabrikada çalışan arkadaşın söylüyor, “aşka ihtiyaç varmış üretimde”,
koşuyorsun hemen. Süresi önemli değil, başka aşk bulana kadar idare ederim diyorsun.
Kronik şekilde aşkla, aşksızlık arasında gidip geliyorsun.
Aşktan izole yaşarken aşkı özlüyorsun, aşk varken özgürlüğü. Sosyal hakların
var zannediyorsun, prekarya aşk diyor ki: Yalnızsın sen. Üstelik kendin istedin,
bilip susuyorsun.
Aşka bağlı kalıp prekarya olmaktan vazgeçmek istiyorsun.
Kimsenin evi kirlenmemiş, tarlada hasat zamanı değil, fabrika, işçi istemiyor,
kala kala kalıyorsun.
Gidecek evin yok, ekilecek tarlan yok, çalışacak fabrikan
yok.
Sen var mısın?
Varlığın aşka hazır mı?
Hazır mısın?
Aşkta prekarya sarmış ruhunu örümcek ağı gibi,
kurtulamıyorsun. Örümceğe razısın, konakçın olmuş, vazgeçemiyorsun.
Bugün de yalnız yedin yemeğini, “özgürlük böyle bir şey” diyorsun.
F.K.
.png)
.png)
👌🫶
YanıtlaSil