KONFERANSI DİNLEMEK
Geçen hafta, 19 Ocak Cuma günü
Bandırma Ticaret Odası konferans salonunda gerçekleştirilen bir sunuma
katıldım.
Bizlere sunumu yapan yönetim
danışmanı İsmail Orhan Sönmez’e, katkılarından dolayı Bandırma Ticaret Odası
Başkanı Adem Bey’e, Bandırma 17 Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Serap hocama
geçte olsa çok teşekkür ediyorum. Katılım daha fazla olsun isterdim ama
program, YouTube üzerinden canlı yayınlandığı için daha çok kitleye ulaştığına
eminim.
Konferans salonuna ilk ben gelmiştim.
Evden çıkarken bardağımda yarım kalan çayım aklımdayken gözüm çay makinesine
takıldı, ilk gelmenin verdiği çekingenlikle bekleme salonundaki koltuklardan birine
usulca oturup, bekleyelim bakalım, dedim.
Katılımcı misafirler için hazırlanmış
imza föyünde ismimi ararken tanıdık dostların adlarını görüp sevinmiştim.
Etkinlik tanıtım afişinde hem işveren hem de çalışan açısından önemli kurumsal
stratejiler anlatılacağı, son beş yılın istihdamla ilgili istatistikleri, anket
sonuçlarının paylaşılacağı, mesleki eğitimle ilgili öneriler sunulacağı
yazıyordu. Merakla içeri girip yerimi aldım.
Sizin orada ne işiniz var derseniz...
eğitim işine bir kez bulaşırsanız benim gibi hiçbir eğitimi, semineri kaçırmaz,
okuyacağınız kitapları kafanızda sıralarsınız. Sunum ilk Serap hocamın konuşmasıyla
başlıyor, arkasından emeğin tanımıyla, toplam iş gücü, arz, talep dengesi
derken konular beliriveriyor İsmail Bey’in perdeye yansıyan slaytlarında. Neyse
ki ben akademisyen değilim diyerek sahadan geldiğini söylediğinde rahatlıyorum.
Zaten sayıca azız, aklıma dersine kimse gelmeyince yardımcısına ders anlatan
hocanın anekdotu geliyor nedense (hikâyenin tamamını internette bulabilirsiniz,
eminim).
İş gücü piyasa rakamları İLO
tarafından açıklanıyormuş. Açılımı “Uluslararası Çalışma Örgütü”. En son 2015
yılında iş güvenliği uzmanlığı sınavına girdiğimde öğrenmiştim. Ne de olsa
uluslararası örgüt tabii, bize bir de ulusalı lazım. Zira bizde kayıt dışı iş
gücü fazlasıyla mevcut. İç sesim yine başladı konuşmaya, sigortalı çalıştığı iş
yerinden ayrılarak işsizlik ödeneği alan ancak kayıt dışı aynı iş yerinde
çalışmaya devam eden ustayı öğrenince, işverene bunun tespiti durumunda alacağı
cezayı söylediğinde yüzünün aldığı şekil bir anda slayttaki satranç tahtasına
yansıdı gibi geldi. Her konu başlığında kullanılan satranç taşı farklı
seçilmişti. Yöneticilerin eğitilmesi konusunda yanılmıyorsam kale vardı kareler
üzerinde (doğrusunu okuyunca yazar mısınız).
TÜİK‘in (bilmeyen kalmamıştır herhâlde
bu kurumu, açılımını yapmıyorum) hane halkını da dâhil ederek yaptığı
istatistiklerden kayıt dışı istihdam tespit edilebiliyormuş. İçim rahatladı. Tüme
varım mıydı yoksa tümden gelim mi diye düşünürken Balıkesir il bazında nitelikli
eleman açığı olan mesleklerde “su ürünleri işleme personeli” sözü geçince dikkat
kesiliyorum. Soru-cevap kısmında bu konu hakkında konuşacaklarım var.
İnsanların psikolojisi olduğu gibi
şirketlerin de psikolojisi vardır dediğinde yine iç sesim eline mikrofonu
alıyor, üniversite ikinci sınıfta kurduğum kendi şirketimin psikolojisine
takılıyor aklım, hep ergen kaldı diyorum.
İş gücü piyasasında nitelikli
istihdam talebi yüzde kırklardan fazlaymış. İşveren; nitelikli, becerikli,
mesleki eğitimli, beklentisi fazla olmayan eleman arayışındayken; çalışanın
ücreti, işverenin markası, yaşamına katkı sağlayacak olanakları ve çalışma koşullarının
iyi olmasını istemesi konuşuluyor hatta başka illerden eleman transferi rakamları
da epey yüksekmiş.
İç sesim durur mu, ben de İzmir’den
transfer oldum memlekete diyor, hemen mikrofonu yine kapıp. İç sesimi susturup mesleki
eğitimin öneminin anlatıldığı slaytta gözüm. Soru-cevap kısmında bu konudan da
bahsedecek çok şey var diye düşünüyorken sunuma katılanlara ben de eşlik edip sınavsız
geçiş hakkı kalkmasaydı diyorum.
Hiçbir mezuniyete ihtiyaç duyulmayan
mesleklerin talep oranları ekranda, tezgâhtarlık, kasiyerlik, boya badana
işleri... Mesleki hayatıma ben de tezgâhtarlık yaparak başladım, biliyor
musunuz? Hem de semt pazarında, üstelik pazarda yıllarca canlı akvaryum balığı satmış lığım da var. Belki su ürünleri meslek liselerinde mesleki gelişim derslerini bana
vermelerinin nedeni budur diyen iç sesime tamam artık, sus bakalım diyorum.
Tüm katılımcılar olarak mesleki
eğitimin önemini ve gereğini onaylıyoruz. Meslek liselerinin sayısının ve açık
iş pozisyona göre alanların artırılması, okulların doğru lokalizasyonlarda olmaları
konusunda hem fikir olup kamuya, özel sektörlere, odalara, STK’lere bırakıyoruz
mesleki eğitim kurslarının açılması ve yaygınlaştırılmasını...
Sonunda konu, kurumsal stratejilere
geldi. İşveren ne yapmalı? Çekirdek kadroyu nasıl elinde tutacak? Elemanını
kendi mi yetiştirecek? Yetişmiş elemanı çalacak mı (niye çalmak diye yazdım
derseniz slaytta yanda koşup duran hırsızı andıran figür sebebiyle)? Kurum içi adaleti nasıl sağlayacak? Kendi
markasını güçlendirirse daha kolay eleman bulabilir mi?
Yöneticide kilitlendik, kaldık. Ne de
olsa adı yöneten. Onları da eğitmeliyiz dedik. Ben de “antrenörlük becerileri” kursuna
katılmıştım Ankara’da çalışırken, iç sesimi susturmuştum ama anılarım beni
döner kuleye götürdü birden ve eğitimde kurduğum grubuma. Tek kadın olsam da ismini
“deniz kızları” koymuş, gülerek eğitimi tamamlayarak en yüksek notla
bitirmiştik eğitim sürecini. Kariyer yönetim sistemini kendi üstümde
uygulamıştım yıllarca, kurum içi mentorluk yapabilmenin, sosyal durum
analizleriyle çalışanlara destek olmanın önemini hepimiz kavradık böylece.
Soru-cevap bölümü ayrı bir keyifliydi
doğrusu. İtiraf ediyorum, en çok ben konuşmuş olabilirim. Ne de olsa hem işveren
hem işçi, hem yönetici hem de eğitimci olmak kolay değil.
Yumurtaları aynı sepete koymayın
derler finans yatırımı için, ben de bu eğitim sonrası “bu yumurtadan ejderha
çıkacak” diyorum.
F.K.
.png)
.png)
Yorumlar
Yorum Gönder