ÇÖMLEK

 




ÇÖMLEK

 Ellerindeki çamurun suyla akıp giderken lavaboda bıraktığı bulanıklığa takılıp kaldı gözleri. Toprağı hep sevmişti; kokusunu, rengini, doğurganlığını, en çok küsmeyişini. Toprağa gidince aklı çömlek ustasını hatırladı. Babası çırak olarak onu işliğe bıraktığı ilk gün ustanın sert bakışları arasında çömleklere bile bakamamış, sadece keskin toprak kokusu genzini yakmıştı. Yaz kış hep hissedilir bir serinlik olurdu işlikte. Girişi bir mağara gibiydi,  içeri girince üç büyük odadan oluşan, duvarları ahşap raflarla kaplı işlik,  ilk gün ona çok büyük gelmişti.

 İlk ay sadece temizlik ve düzen işleri vermişti ustası. Arada ustasına imrenerek bakardı, tezgahı sol ayağıyla ustaca çabucak çevirirken çamura şekil vermesine hayran olur ama bir türlü cesaret edemezdi tezgaha geçmeye. Ustası çömlek çamuru çıkarmaya giderken onu götürmez, daha sırra hazır olmadığını belli ederdi gözleriyle tek kelime etmeden. At arabasını her hazırladığında bu kez “sende gel “ diyecek diye bekler. Ustası sessizce atların koşumunu eline alınca hevesi kursağında  baka kalırdı tırıs giden at arabasının ardından. Her akşam anacığı merakla sorardı. “Tezgaha oturdun mu?” diye, ustasının sessizliği ona geçer, başını çevirirdi.

 Ustasının bitirdiği çömlekleri işlikteki raflara dizerken tüm ölçülerini elleriyle tartar, modellerini hafızasına kazırdı. Her bir çömleğin şekli, rengi başka olurdu. İçine su mu, yağ mı, peynir mi konacak ona göre yapılırdı toprağın harcı, ustası çok titizlenirdi özel sipariş gelince. “Her çömleğin hikayesi vardır. Onu dinlemeyi öğrenince usta olacaksın” demişti  çanakhanede özenle çömlekleri dizdiğini görünce; ustasının gözlerindeki ışıltıyı ilk kez o gün  fark etmişti. O akşam anası yine “tezgaha oturmadın mı  hâlâ “ diye sorunca heyecanla “ en büyük çömleği ben yapacağım, kaymakamın evine koyacaklar “ demişti. Epeydir bunun hayalini kuruyordu; öyle küçük çömlek yapmayacaktı usta olunca, herkes ağzı açık bakacaktı onun çömleklerine. Ama önce ustanın onu Kızılırmak’a çamur almaya götürmesi lazımdı. Çamur olmadan çömlek olmazdı. Kızılırmak' tan gelen toprak ince elekten geçirilir, suya kavuşup çamur olur ustası tamam diyene dek günlerce beklerdi.

“Çömleği ayakta tutan sır, dışında değil içinde ki boşlukta saklıdır” demişti ustası, boşluk işini çözmesi gerektiğini ilk yaptığı testi ayakta durmayınca anlamıştı. İnsanın içinde de boşluk var mıydı? Yoksa nasıl ayakta durup, yürüyorduk ki.

 “Avanos’un yolunu kör bile bulur” diyen  ustası çömleğin hikayesini anlattığı çay sohbetinde eski çömlek ustaları çömleğin aldığı kadar pirinç, darı, buğdayla değiş tokuş yapar,  seyahat sırasında kırılan çömlek parçalarını yol boyuna atarlarmış kırık çömlek parçalarını takip eden ulaştırmış Avanos’a. Ustasının anlattığı her hikayeyle dalar gider ne vakit, hadi çay dök, deyince koşarak doldurup yeni hikaye için sabırsızlanırdı.

 Kızlar nasıl dokuma yapmayı, ekmek yapmayı öğrenmeden evlenemezse erkek çocukları da çömlek yapmayı öğrenmeden kız isteyemezdi. Annesi her akşam eve döndüğünde tezgaha oturdun mu? Diye acaba bu yüzden mi soruyordu.

Yanalakta bekleyen çömleklere kulp takmak ustasının verdiği ilk görevdi.  Şekil verilen çömlekler güneş varsa avluda yoksa yanalakta kurumaya bırakılır, kulpları öyle takılırdı. Kulp taktığı günün akşamı eve dönerken ayakları dolaşa dolaşa koşturup eve nefes nefese varmış “ Ana kulp taktım, kulp taktım “ diye avluyu inletmişti. O akşam sofradaki kulp takma neşesi şehre satmak için üzüm götüren babasının kaza haberi gelince hüzne dönüşmüştü. Babası bir daha çalışamadı, annesi ilk iş ustasına haber salıp artık gelemeyeceğini haber etti.    

 Böylece çömlekçilik macerası, yıllar sonra emekli olduğunda yerel yönetimin açtığı seramik kursuna katılana dek gurbette yaşayan Avanoslu memurun anılarından canlanmıştı. Eğitmen ellerinin işe yatkın olduğunu söylediğinde, çömleğe kulp taktığı ilk gün aklına gelmiş, ertesi günü kulplar düşmüş mü diye bakmaya bile gidemediğinden yıllarca merak etmişti. Ellerini önlüğüne kuruladı, içine ne koyacağını hiç düşünmeden yaptığı kaseye bakarak, hala o en kocaman çömleği yapabilirsin, varsın olsun kaymakamın bahçesine konulmasın, dedi.

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

YUNUS ISLIĞI

AYAKKABI HİYERARŞİSİ

MIKNATIS