HAYALET AĞ
HAYALET AĞ
Babasından miras balıkçı kayığının yekesine
doğru iskeleden tek adımda atlayarak geçti.
Dudakları arasındaki sigarayı rüzgar mı, o mu içiyordu belli değildi. İzmarit,
dudaklarını yakınca el çabukluğuyla farş tahtasının altındaki tenekeye attı. Ağları
ellemek lazım, dedi. Birkaç yerinde yırtık vardı. Nasıl gözümden kaçmış, diye,
kızdı kendine. Yeni sigarayı el alışkanlığıyla ağzına koyduğunu fark edip çakmağı
almak için elini cebine attı. Çakmağı yoktu. Yani sigara yoktu.
Gözleri küçük balıkçı barınağını taradı. Amca
oğlunun teknesi iskelesinde alargadaydı, motora tam yol verip yekeyi sancağa
bastı. Günde en az iki paket bitirdiği sigarayı yakmak için çakmak lazımdı.
Neyse ki amca oğlunun yedek çakmağıyla sigara yakıldı. Bu bağımlılığından bile
isteye vazgeçmek istemiyordu. Zaten
yarısını rüzgar içiyordu, zararı da böylece yarıya düşüyordu.
Kendine itiraf edemese de ölüme yaklaşmak
için sigarayı artırmış, kimsenin dalmaya cesaret edemediği derinliklere dalmış,
içkiyi fazla kaçırıp kavgaya girişip nezarete bile atılmıştı.
Hayalet ağ gibiydi, denizdeki akıntı nereye sürüklerse
orada buluyordu kendini. Ne mantar yakası vardı ne de kurşun yakası. Bilmem
hangi teknenin hangi kaptanı, dipteki kayalara takılınca kesip bırakmıştı onu. Gemisi
batmamıştı, deniz çekilmişti. Met cezir arasında yitip gitmişti bu kez. Deniz
çekilince öylece kala kalıyordun, üstelik en zayıf yerinden yanlayarak. En güçlü yanımdın sen, ne vakit bırakıp gittin
beni, eksildim en zayıf yanım oldun, kaç ay oldu saymıyorum, herkes hatırlatıyor
unutturmuyor nasılsa, deyip sigaradan çektiği
dumanı içindekileri de atmak ister gibi savurdu.
Her
sabah motoru çalıştırmak bir önceki güne göre daha zordu. Bu met cezir, aya
bağlı değildi, kendi kendine göbek bağıyla bağlıydı. Ağ at, ağı topla, balığı
ayıkla, balığı sat. Kurulmuş saat zembereği gibi her gün aynı şeyleri yapmak;
kimseyle konuşmadan tüm günü bitirmek, eve ne kadar yorgun gelsen de uyuyamamak.
Babası okusun istemişti. Kim bilir babasının
sözünü dinlese ne olurdu. Belki garson olarak işe girdiği meyhanede aşçı bile
olabilirdi. Belki aldığı maaş, içtiğine anca yeterdi, anasının dediği gibi. Nereden
tutsan hep elinde kalıyordu hayatı.
Bugünkü hasılattan en büyük balığı kendine
ayırmıştı. Akşama sefa yapacaktı, yanına bir otuz beşlik açtı mı tamamdı.
Şu hayalet ağ işini de unutmamak lazımdı. Kahvede
duymuştu, üniversiteden hocalar asistanlarıyla konuşurken, hayalet ağları bulup
getirene ödül verilecekti. Hem de hayalet ağlardan kooperatifin kadınları alışveriş
filesi, tablolar yapıp satacaklardı. Kim bilirdi hayalet ağlardan böyle
kurtulacağını.
Kendi hayalet ağından ne yaparlardı kadınlar
diye düşünürken uyuyakaldı. Rüyasında yine onunlaydı.

Harika hayalet ağ balikcisi
YanıtlaSil