Kayıtlar

BENİM PREMATÜREM ÖNCÜ BEBEK

Resim
BENİM PREMATÜREM BEBEK ÖNCÜ Omuzlarımı açıkta bırakan, etek uçları dantelli, beyaz elbisemin eteklerini tutarak yavaş yavaş merdivenlerden çıkıyorum. Sanırım bir hastanedeyim, kesif zefiran kokusu genzimi yakıyor. Odalardan birinin kapısını elimle hafifçe itiyorum, usulca açılıyor. İçerideki hemşire, “Gel” diyor yada bana öyle geliyor ama itaat edip içeri girerken kalbimin atışını kulaklarımda hissediyorum. Tıpkı babaannemin karyolası gibi metal başlıklı, yatağın lekesinin belli olduğu beyaz çarşaf serili tek kişilik bir hastane karyolası. Hemşire, iki elimle karyolanın başlığını tutmam gerektiğini söylüyor.  Şaşırıyorum.  Ayakta doğum yapacakmışım. Gözüm, karnıma doğru kayıyor, henüz hamile olduğum bile belli değilken nasıl anladı ki diyorum hamile olduğumu; üstelik doğuma üç aydan fazla zaman var daha, nasıl doğum yaparım derken, belim ve kasıklarımdaki ağrıyla istemsizce karyolanın soğuk demir başlığını iki elimle sımsıkı kavradım. Ağrı artık dayanılmaz olmuştu, bir anda be...

BARETLİ KADINLAR

Resim
BARETLİ KADINLAR Sömestr ve yaz tatilinde, memlekete dedemin evine gidince nalbant olan dedemin dükkandan, eve getirdiği boş nal ve mıh kutuları oyuncağım olur, onlara anneannemin biten dikiş ipi makaraları eşlik ederdi.  Kimini keser, biçer, yapıştırır evler; kimini iple birbirine ekler trenler yapardım. Evler, trenler bitince bahçedeki erik ağacına kurulmuş salıncakta sallanır, bazen hoop diye ortanca dikmek için dedemin yeni kestiği yağ tenekesinin üstüne düşer, kolumda bacağımda çocukluk yaraları olurdu. Mobiletin arkasında gittiğimiz bağda dedem elmalara aşı yaparken asmaların dibinde köy ekmeği ve peynirin yanında dalından yeni koparılmış misket üzümü yemek, en sevdiğim menüydü. Yaşım geldi deyip elime tutuşturulan tığ ve iplikle el bezleri örerken favori rengim turuncuydu. Sarı, turuncu, kırmızıyı birbirine katar üç renkli iplikler yapar ondan örerdim el bezlerini. Siz hiç misafir gittiğiniz evde ikramlardan sonra gelen biri sabunlu diğeri ıslak rengarenk iplerle örülmüş...

ÇÖPÇÜ BALIĞI

Resim
ÇÖPÇÜ BALIĞI "Balıklar uyumaz derler ama uykumdan uyandığımda her zaman ki yerimde değildim. Akvaryumum sağa 20 yüzgeç, sola 45 , yukarı 30 yüzgeçlik içinde birkaç deniz kabuğu bir de plastik çiçek bulunan küçük bir su birikintisiydi.  Beni satın alıp evine getiren bukleli kahverengi saçlı, güzel kokulu, onları dinledikçe dişi olduğunu öğrendiğim büyük insan beni akvaryumuma bıraktığında iliklerime kadar üşümüştüm. Akvaryumun dibindeki kumun üstünde öylece kalmış saatlerce yüzgeçlerimi oynatamamıştım.  Dişi insan durmadan cama vurmuştu ben kıpırdamadıkça. Neyse ki suyun benim için soğuk olduğunu anlayıp akvaryum sobası almıştı bana. Hep aynı saatte, aynı yemeği parmaklarının arasında iyice ezip suya bırakırdı. Tadını pek beğenmesem de yukarıdan kumun üstüne yavaşça süzülen yemlerle oyun oynar gibi hoplaya zıplaya beslenirdim.  Cinsime verilen ad çöpçü balığı olabilirdi ama çöp yemem. Dedelerim amazondan geldiği için bol oksijeni, dipteki kumları karıştırıp içindeki kurtç...

101 NOLU YATAKHANE

Resim
101 NO'LU YATAKHANE Pencereden içeriye sızan ay ışığı karşılıklı konulmuş demir ranzaların silüetini aydınlatıyordu ama hala karanlık olan 101 no’lu odada ranzanın eskimiş yayları nedeniyle küçük bedeni korkudan neredeyse yay gibi olmuştu. Birden oda kapısı gıcırtıyla açılınca yatakta dik oturdu. Uzun boyuyla orantılı irice vücuduyla kapıda beliriveren belletici öğretmen sert sesiyle içeriye seslendi.                        Kim var orada? Ağzından çıkan sesi o kadar titriyordu ki kendi bile tanıyamadı sesini usulca  'Ben varım' dedi. Niye burada olduğuna inanamazken. Yatılı okul şakasıymış meğer, eski gedikli öğrenciler burada yatacaksın deyince inanmış boş yatakhanede yatmıştı. Bu ilk dersti... Hemen nasıl da kanmıştı kızlara ‘burada yatacaksın' deyince. Sabaha dek ranzanın eskiyen , paslı, kopmuş yaylarının gıcırtıları eşliğinde bir gökyüzünü aydınlatan dolunay olan ayın göründüğü pencereye bir de orada olup olma...

ARKANDAN SU DÖKMEDİM

Resim
ARKANDAN  SU DÖKMEDİM   Bütün sular kaynağından akar yolunu bulur,   ya göle ya denize kavuşur. Siz hiç kaynağına geri dönen su duydunuz mu ? Ben de duymadım tersine akan Asi nehri dışında. Hangi su temizleyecek seni. Arkandan döktüğüm su mu? Kaç çamçak* su dökmem lazım?  Su yıkıcıdır aynı zamanda bilirsin. Sele dönerse döktüğüm sular. Yüzme biliyor musun? Su gibi git deyip, su gibi geleceğini mi umacağım? Su gibi misin? Su gibi aziz olmak ne haddine senin. Suyu döken ben olunca aziz olanda ben mi oluyorum aslında. Kulakta ki   inci küpesin.      Senin inci diye taktığın istiridyenin, kumdan kurtulma hikayesi. Senden kurtulacağım derken her katmanla seni değerli mi kılıyorum acaba… Arkandan su dökmedim. Suyu bıraktıklarını yıkamak için kullandım. Kırklanıp temizlendi hepsi. Arkandan su dökmedim. Suyu bahçemde ki çiçeklere kullandım. Sen hiç çiçek almadın bana ; onlar çiçeklenecekler benim için. Arkandan su dökmedim. Suyu süra...

ÇAP İMPARATORLUĞU

Resim
  ÇAP İMPARATORLUĞU   Bugünlerde yaşam koçlarının dilinde çemberiniz , çapınız demeler. Kendi adıma " yaşam koçluğu " adını hiç anlamış değilim.  Yıllar önce yönetici olarak çalışanlarımla kuracağım ilişkilerde verimli olabilmek için  "antrenörlük becerileri eğitimi" almıştım. İnsanı 'insan gibi davranma metoduyla geliştirmek ' bendeki izdüşümü. Çemberini kır ! deyip .  Çemberine herkesi sokma ; Çemberin senin özel alanın demenin zıtlığını düşünmüşümdür hep. Çemberi anlamaya çalışırken birde çap çıktı ! Hadi bakalım çemberin çevresi çapla orantılıydı değil mi ? Yarıçap ne oluyordu o zaman? Seçtiğimiz baktığımız yön mü? Ardında bıraktığın mı?   Çapımı kulaçla mı ölçecektim ? Yoksa feetle mi? Asıl Ben mi ölçeceğim? Yoksa Sen mi ? Mesela ; Mini etek giydi diye tecavüze uğrayan genç kızın çapı: Eteğinin boyu kadar mı? Masaya rakı getirmedi diye ölesiye dayak yiyen kadının çapı: Rakı bardağının çapı kadar mı? Çalışanına 16 saat iş yükü ...

RENK KÖRÜYÜM...

Resim
  RENK KÖRÜ YÜM İ tiraf ediyorum : Yalandı ! Her  ş ey yalandı...  Seni sevdi ğ im , özledi ğ im , hayal etti ğ im birer kandırmacaydı. Sözdü . Sadece dilimdeydi . Hiç yüre ğ im söyleyemedi onları. Süslü kelimelerle ılgımdı senin gördü ğ ün gözlerimde. Tıpkı renk körü olmak gibi ... Kırmızı de ğ il aslında ; senin kırmızı gördü ğ ün .  Oysa sen kırmızı seversin de ğ il mi? Renk körüysen,  gerçek kırmızı oldu ğ um zamanı nerden bileceksin!  Ya sende kırmızı de ğ ilsen aslında? Ya sen bilmiyorsan renk körü oldu ğ unu!  Hep kırmızı sandı ğ ın hiç kırmızı olmadıysa.  Yani sen bana yalan söylediysen .T erazi nasıl tartar artık söyle bana,  senin yalanlarınla benim yalanlarımı.  Dı ş ımdaki renge bakan gözlerinin renk körü oldu ğ unu bilseydim ; içimdeki rengi saklamazdım senden.  Renk körü de ğ ilim ama duygu körü yüm i ş te bende .  Kırmızı Fener'de bulu ş up öde ş elim. Ben sana beyazın renk olmadı ğ ını ama tüm renkleri sa...