Kayıtlar

KURU ÇİÇEK

Resim
  KURU ÇİÇEK 23. sayfadaki çiçek: - Sana doğum günümü unutmaz demiştim. 45. sayfadaki çiçek: - İyi de sen ayın 23’ünde doğmadın ki! 10. sayfadaki çiçek: - Ben ilkim, beni hiç unutmayacak. 70. sayfadaki çiçek: - İlk olman ne kötü, baksana dağılmaya başlamış yaprakların. 23. sayfadaki çiçek: - Onunla tanışmak için gittiği partide heyecandan 23 demişti doğum gününe, bir daha değiştiremedi işte. 45. sayfadaki çiçek: - Adam, Manisalıyım deyince ben de deyip atladı, neyse ki adam kibardı, beni aldı. İzmirli olduğunu öğrenince nasıl kaçtı ama... 10. sayfadaki çiçek: - Yıllardır buradayım. Hep kitabı açtığında ilk bana bakar, sanki hâlâ kokum kalmış gibi koklar beni bir de. Geçen gelen misafir, kütüphaneden eline alınca kitabı korktum, içinden düşeceğim diye. 70. sayfadaki çiçek: - Sormayın, ben de henüz tam kurumadım. Eliyle sürekli bastırıyor, hücrelerimdeki sular artık 71. sayfaya geçti. Karanfil kurur mu hiç 500 sayfalık kitabın arasında.  23. sayfadaki çiçek: - Ben de gonca güldü...
Resim
  KONFERANSI DİNLEMEK Geçen hafta, 19 Ocak Cuma günü Bandırma Ticaret Odası konferans salonunda gerçekleştirilen bir sunuma katıldım. Bizlere sunumu yapan yönetim danışmanı İsmail Orhan Sönmez’e, katkılarından dolayı Bandırma Ticaret Odası Başkanı Adem Bey’e, Bandırma 17 Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Serap hocama geçte olsa çok teşekkür ediyorum. Katılım daha fazla olsun isterdim ama program, YouTube üzerinden canlı yayınlandığı için daha çok kitleye ulaştığına eminim. Konferans salonuna ilk ben gelmiştim. Evden çıkarken bardağımda yarım kalan çayım aklımdayken gözüm çay makinesine takıldı, ilk gelmenin verdiği çekingenlikle bekleme salonundaki koltuklardan birine usulca oturup, bekleyelim bakalım, dedim. Katılımcı misafirler için hazırlanmış imza föyünde ismimi ararken tanıdık dostların adlarını görüp sevinmiştim. Etkinlik tanıtım afişinde hem işveren hem de çalışan açısından önemli kurumsal stratejiler anlatılacağı, son beş yılın istihdamla ilgili istatistikleri, anket...

SAKLAMBAÇ

Resim
SAKLAMBAÇ Bugüne kadar büyük bir titizlikle saklanmayı başarmıştım. Neden mi saklanıyordum? Öyle öğrenmiştim. Yürümeyi öğrendiğim gibi düşe kalka değil kafama vurula vurula hem de.  Saklanmayı öğretenler mi?  Saklandıklarım mı? Ağır basıyor dersek. Hesabı kitabı bırakalım, saklanıyordum sonuçta. Saklanmayı öğretenler yüzünden, sakladıklarım hazinem oldu. Hazinelere ne olur bilirsiniz. Siz saklarsınız, başka biri bulur.  Bulununca hazine midir? Bulana bağlı tabi.  Ben onca saklayayım, sen hazine sayma öyle mi? Sen ne sakladın? Hiç öyle bakma. Öğrendim artık. Ben saklıyorsam, karşımdaki de mutlaka bir şey saklıyordur. Bunu öğrendiğimden beri zaten yalan söyleyemediğim için eksik söyleyip, birazını kendime saklamaya başladım.  Hazinemde böyle böyle çoğaldı işte. Korsan hazinesi değil ki  dağlara, denizlere saklayayım; nerede saklayacağım diye düşünürken kalem, kağıt takıldı gözüme.  Yazmak saklanmanın, saklamanın en iyi yolu.  İster ‘Ben Geldim Bandı...

AŞKIN PREKARYASI

Resim
  AŞKIN PREKARYASI Aşkın prekaryası, korktuğun için geçici bakıyorsun aşka. Temizliğe gittiğin, pırıl pırıl temizlediğin ev nasıl senin değilse öylesin aşka. Temizliyorsun, karşılığını alıyorsun ama ardından kapıyı çekip gidiyorsun işte. Üstelik geri dönmen o evin kirlenmesine bağlı... Mevsimlik tarla işçisi gibi hasat zamanını bekliyorsun. Tohumu sen atıp fideyi sen yetiştirmesen bile hasat senin ellerinden, hem de kısacık sürede bitiveriyor hasat süresi, anlamıyorsun. Fabrikada çalışan arkadaşın söylüyor, “aşka ihtiyaç varmış üretimde”, koşuyorsun hemen. Süresi önemli değil, başka aşk bulana kadar idare ederim   diyorsun. Kronik şekilde aşkla, aşksızlık arasında gidip geliyorsun. Aşktan izole yaşarken aşkı özlüyorsun, aşk varken özgürlüğü. Sosyal hakların var zannediyorsun, prekarya aşk diyor ki: Yalnızsın sen. Üstelik kendin istedin, bilip susuyorsun. Aşka bağlı kalıp prekarya olmaktan vazgeçmek istiyorsun. Kimsenin evi kirlenmemiş, tarlada hasat zamanı değil, fabri...

AYNANIN ARKASINDAYIM

Resim
AYNANIN ARKASINDAYIM Teneffüs zili çalınca her zaman ki gibi tüm öğrenciler sınıfı hızlıca boşaltmış, koridorlarda öğrenci seli başlamıştı. Benim aklım ilk teneffüste bitiremediğim sandviçimdeydi. O sabah kahvaltı yapmaya fırsat bulamamış, ilk otobüse zar zor yetişmiş az daha servisi kaçıracaktım. Bir saatten fazla süren servis yolculuğu boyunca sabahları uyur, okul çıkışı dönüşte kitap okurdum. Aceleyle hazırlayıp çantama attığım sandviçte ki domateslerin suyu patlayan poşetten çantama akmış, onu temizlemekle geçen teneffüs zamanı sandviçimi bitirmeye yetmemiş; içim el vermeyerek peçeteye sarıp dolabıma koymuştum. İkinci teneffüste bir kaç lokmada biten sandviçime eşlik eden çayımı yudumlarken öğretmenler odası kapısını çalmadan aniden açan öğrencime “gel bakalım” dedim. “ Hocam, siz gelir misiniz? “ dedi. Anladım ki mevzu derin.  Sandviçimin son lokmasını ağzıma atıp, sıcak çay kupam elimde öğrencimin arkasından okul bahçesine çıktım. Aslında konuyu az çok biliyordum ancak on...

ATATÜRK'ÜN DENİZ SEVGİSİ

Resim
ATATÜRK'ÜN DENİZ SEVGİSİ Anıtkabir’e ilk ziyaretim Ulusoy Denizcilik lisesinde öğretmenlik yaptığım 2014 yılıydı. Anıtkabir defterine yazılacak metini   benim yazmamı istediklerinde, Atamla sefere çıkacakmış gibi heyecanlanmış, kaç kez yazıp yazıp silmiştim cümlelerimi; kelime dağarcığım yetmez olmuştu. Defterin nasıl yazılacağı, ardından neler yapılacağını anlatan nöbetçi komutanı dinlerken hata yapacağım korkusuyla, ter içinde kalmıştım. Kalemi elime aldığım anda tüm korkum uçup gitmişti. Eksiksiz ve hatasız yazımı tamamlayarak en gür sesimle okumuştum. Gözlerimden gurur yaşları akıyordu. “ .... Denizciliği Türk’ün ulusal ülküsü olarak gören denizci evlatlarınla karşındayız Sevgili Atam, denizci bir kadın öğretmen ve pek çok denizci kız öğrencilerimizle   ülkün, ülkümüzdür....” Anıtkabirde olmanın enerjisiyle Cumhurbaşkanlığı Muhafız alayıyla mozoleye   doğru yürürken öğrencilerim ve öğretmenler olarak hepimiz omuzlarımız dik, gözümüzde yaşlarla yürüdük askerlerin...

EVİMDE CUMHURİYET

Resim
EVİMDE CUMHURİYET Bu yüzyılın devrimle gelen rejimi evimde, evimizde. Annem, halkın, genç kızların eğitimi için planlanan kurslarda öğrendi dikiş dikmeyi. Babam, ülkenin savunmasında gerekli teknik bilgileri, askerî savunma ve korunma taktiklerini öğrenerek ordu personeli olarak hizmet etti ülkesine. Ben devletin imkânlarıyla yatılı okuyarak başarılı bir iş kadını oldum. Cumhuriyet olmasıydı annem ve babam, köyündeki imkânların dışına çıkabilir miydi? Ben kadın olarak şirket ortağı olabilir miydim? 18 yaşından beri oy kullanıyorum; siyasî bir partiye üye olabilir, milletvekili olabilirim. Ehliyet alarak her türlü aracı kullanabilir, hatta öğretebilirim. Medeni kanunla korunmuş haklarım var, ister evli ister bekar olayım, mirasımı alabilirim. Barış içinde yaşıyorum. Savaşta yokluktan var edenlerin, cumhuriyet için savaşan atalarıma borçluyum tüm bunları. Ben yarım asırdır, cumhuriyet bir asırdır var. Ben kız çocuğundan, emekli bir iş kadınına gelene dek cumhuriyetin bana sağladığı imkân...