Kayıtlar

İLAÇ

Resim
  İLAÇ  Ocak Ayı, Yine tansiyonum yükseldi, yine diyorum, beni tanıyanlar bilir, gençliğimden beri tansiyonumla aram pek iyi değildir. Dil altı hapımı arıyorum çantada, hap daha elime değmeden ağzıma ekşi tadı geliyor. Kendimi Pavlov’un köpeği deneyinde gibi hissediyorum. Tansiyonumun niye yükseldiğini hatırlayıp bu kez sahne senin değil sevgili tansiyon diyorum. Bu kez alarm yok. Şubat Ayı, İlacımı yine çantama koymayı unutmuşum, yine diyorum, beni tanıyanlar bilir, ilaçlarla aram pek iyi değildir. İlaç içmeyi sevmem. Karaciğerim de benim gibi seçici, içeriği önemlidir kullanacağım ilacın. Ağrı kesicileri hiç sevmez, ağrı eşiğim yüksektir. Çok acı çektiğimle doğru orantılı olduğunu düşünüyorsanız... doğrudur. Mart Ayı, En iyi ilaç, sevgidir. Neyse ki sevgiyi çantama koymayı unutmama, bir bardak suyla yutmama gerek yok. Hayatın üç kez bana sunduğu can hakkını en iyi şekilde yaşamaya çalışıyorum, bildiğim gibi. Bildiğim gibi diyorum, beni tanıyanlar bilir, sevginin, saygının,...

ÜNİFORMA AŞK

Resim
  ÜNİFORMA AŞK Hepiniz birbirinize benziyorsunuz. Oysa farklılıklar belirliyor seni, beni. Farklılıklar ayırıyor bizi, sizi. Üniformada omzundaki çentikler gibi değil; zamana bağlı olmayan yaşanmışlıklarla kazanılan tecrübelerin belirliyor seni, beni. İğneyle şişirilmiş avurtlarınız var. Bütün burunlar hokka. Alnınızdaki çizgiler belirmeden onları yok etme savaşındasınız. Saç renginizi sosyal statünüz belirliyor. Kırmızı rujun ruhu değişti, sayenizde utanır oldu aşktan. Hırsınızla egonuzu harmanlayıp yeni bir tür yarattınız sosyal medyada. Utanmadınız. Herkes öyleydi nasılsa. Ben farklı nasıl olurum değil, onlar gibi nasıl olurum hesaplarına girdiniz, hata payından korkmadan. Şakşakçınız çoktu nasılsa. Ya çok güzeldiniz ya da çok yakışıklı. Sorsanız komünist değildiniz ama hepiniz üniforma giymiştiniz. Sorsanız faşist değildiniz ama hepiniz tektiniz. Aşka bile üniforma giydirip arkasından güldünüz. Çok gülen ağlarmış, bilir misiniz? F.K.

ÖSTROJENİMİ GERİ İSTİYORUM

Resim
  ÖSTROJENİMİ GERİ İSTİYORUM  İki bacak yukarı muayene konumunu yaşamayan kadın yoktur. Utanırsın, sıkılırsın, o masada değerin düşer, değerin yükselir. Doktor, tanı koyar; yaşın, başın sorulur. Kanındaki rakamlar devreye girer. Kimi düşmüş, kimi yükselmiştir. Kadınlığını yaşamadan kadınlığından olmuşsundur. İlaç takviyesi, moral desteği derler. Sen içten içe seviniyorsundur. Kadın olmak sadece bir hormona bağlıymış gibi korkarsın. Neyse ki anne olmuşsundur. Tescilli kadınsın ne de olsa. İlaçların yan etkisi kıllanmakmış, gülüyorsun. Sakalım olursa sözüm geçer deyip tiye alıyorsun. En kötüsü kilo almakmış, az yesen de. Aman, boş versene, bu yaşta kim bakar bana diyorsun. Yaşa, başa bakmadan aşk olur mu ki diye içine bir kurt düşüyor. Saçım okşanarak uyumadım ki daha diyorsun. Kız çocuğu gibi sevinmek istiyorsun, hediyeler alınıp. Parka gidip salıncağa binmek istiyor canın birden, dakikalarca sallanıp sırada bekleyen çocuklara nanik yapmak istiyorsun. Kız çocuğu olduğun yılla...

ALFABE

Resim
ALFABE  A Aaaa diye şaşırdığım; Ana derken annemi, ana derken anlarımı yazdığım, âlem demek için üstüne şapka taktığım; okuma fişlerinde Ali/atla öğrendiğim... B Babanın ilk harfi, çoğumuzun ilk bebek sesi. Balığın B’si, ister bal dersin istersen bol, sesli harfin neyse anlamı odur... C/ Ç Canan koymak istemiş annem adımı, ismimle müsemma olurdum eminim yine. Altına bir çentik gelince sesi değişen C, çamur atar hemen diğer dillerin alfabesine... D Dedemin kişiliğimdeki etkisi gibi D; dairenin yarısı, diğer yarısını bulunca O harfi olup onu yazacağım... E Elif’in E si, başka alfabede ilk harf olduğu, sesli harflerden de ilk sırayı kaptırdığı için biraz   kaprisli... F Adımın ilk harfi. Rehberde en sevdiğim yer. İsim, bitki, hayvan, şehir oyununda eksiksiz tamamladığım... G/Ğ Geminin G si deyince sular durulur bende herkes bilir. Üstüne şapka alınca dünyada tek, alfabede neden “ yumuşak “ diyerek işi karıştırdınız bilmem.... H Hâlâ hâlden anlamıyo...

KURU ÇİÇEK

Resim
  KURU ÇİÇEK 23. sayfadaki çiçek: - Sana doğum günümü unutmaz demiştim. 45. sayfadaki çiçek: - İyi de sen ayın 23’ünde doğmadın ki! 10. sayfadaki çiçek: - Ben ilkim, beni hiç unutmayacak. 70. sayfadaki çiçek: - İlk olman ne kötü, baksana dağılmaya başlamış yaprakların. 23. sayfadaki çiçek: - Onunla tanışmak için gittiği partide heyecandan 23 demişti doğum gününe, bir daha değiştiremedi işte. 45. sayfadaki çiçek: - Adam, Manisalıyım deyince ben de deyip atladı, neyse ki adam kibardı, beni aldı. İzmirli olduğunu öğrenince nasıl kaçtı ama... 10. sayfadaki çiçek: - Yıllardır buradayım. Hep kitabı açtığında ilk bana bakar, sanki hâlâ kokum kalmış gibi koklar beni bir de. Geçen gelen misafir, kütüphaneden eline alınca kitabı korktum, içinden düşeceğim diye. 70. sayfadaki çiçek: - Sormayın, ben de henüz tam kurumadım. Eliyle sürekli bastırıyor, hücrelerimdeki sular artık 71. sayfaya geçti. Karanfil kurur mu hiç 500 sayfalık kitabın arasında.  23. sayfadaki çiçek: - Ben de gonca güldü...
Resim
  KONFERANSI DİNLEMEK Geçen hafta, 19 Ocak Cuma günü Bandırma Ticaret Odası konferans salonunda gerçekleştirilen bir sunuma katıldım. Bizlere sunumu yapan yönetim danışmanı İsmail Orhan Sönmez’e, katkılarından dolayı Bandırma Ticaret Odası Başkanı Adem Bey’e, Bandırma 17 Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Serap hocama geçte olsa çok teşekkür ediyorum. Katılım daha fazla olsun isterdim ama program, YouTube üzerinden canlı yayınlandığı için daha çok kitleye ulaştığına eminim. Konferans salonuna ilk ben gelmiştim. Evden çıkarken bardağımda yarım kalan çayım aklımdayken gözüm çay makinesine takıldı, ilk gelmenin verdiği çekingenlikle bekleme salonundaki koltuklardan birine usulca oturup, bekleyelim bakalım, dedim. Katılımcı misafirler için hazırlanmış imza föyünde ismimi ararken tanıdık dostların adlarını görüp sevinmiştim. Etkinlik tanıtım afişinde hem işveren hem de çalışan açısından önemli kurumsal stratejiler anlatılacağı, son beş yılın istihdamla ilgili istatistikleri, anket...

SAKLAMBAÇ

Resim
SAKLAMBAÇ Bugüne kadar büyük bir titizlikle saklanmayı başarmıştım. Neden mi saklanıyordum? Öyle öğrenmiştim. Yürümeyi öğrendiğim gibi düşe kalka değil kafama vurula vurula hem de.  Saklanmayı öğretenler mi?  Saklandıklarım mı? Ağır basıyor dersek. Hesabı kitabı bırakalım, saklanıyordum sonuçta. Saklanmayı öğretenler yüzünden, sakladıklarım hazinem oldu. Hazinelere ne olur bilirsiniz. Siz saklarsınız, başka biri bulur.  Bulununca hazine midir? Bulana bağlı tabi.  Ben onca saklayayım, sen hazine sayma öyle mi? Sen ne sakladın? Hiç öyle bakma. Öğrendim artık. Ben saklıyorsam, karşımdaki de mutlaka bir şey saklıyordur. Bunu öğrendiğimden beri zaten yalan söyleyemediğim için eksik söyleyip, birazını kendime saklamaya başladım.  Hazinemde böyle böyle çoğaldı işte. Korsan hazinesi değil ki  dağlara, denizlere saklayayım; nerede saklayacağım diye düşünürken kalem, kağıt takıldı gözüme.  Yazmak saklanmanın, saklamanın en iyi yolu.  İster ‘Ben Geldim Bandı...