ÇÖMLEK
ÇÖMLEK Ellerindeki çamurun suyla akıp giderken lavaboda bıraktığı bulanıklığa takılıp kaldı gözleri. Toprağı hep sevmişti; kokusunu, rengini, doğurganlığını, en çok küsmeyişini. Toprağa gidince aklı çömlek ustasını hatırladı. Babası çırak olarak onu işliğe bıraktığı ilk gün ustanın sert bakışları arasında çömleklere bile bakamamış, sadece keskin toprak kokusu genzini yakmıştı. Yaz kış hep hissedilir bir serinlik olurdu işlikte. Girişi bir mağara gibiydi, içeri girince üç büyük odadan oluşan, duvarları ahşap raflarla kaplı işlik, ilk gün ona çok büyük gelmişti. İlk ay sadece temizlik ve düzen işleri vermişti ustası. Arada ustasına imrenerek bakardı, tezgahı sol ayağıyla ustaca çabucak çevirirken çamura şekil vermesine hayran olur ama bir türlü cesaret edemezdi tezgaha geçmeye. Ustası çömlek çamuru çıkarmaya giderken onu götürmez, daha sırra hazır olmadığını belli ederdi gözleriyle tek kelime etmeden. At arabasını her hazırladığında bu kez “sende g...