Kayıtlar

ÇIKMAZ SOKAK

Resim
  ÇIKMAZ SOKAK Gözleri kapalı olsa da  elbiselerinin ıslak olduğunu hissedince artık uyandığını,  rüya görmediğini anlamıştı. Yine kuyuya gitmişti. Gözlerini tekrar yumdu, zihninin içinde geriye doğru zamanı tarayarak  nereye gittiğini hatırlamaya çalıştı. Kendini aynada izliyor gibiydi; ama aynadaki o değildi. Tek bedende bir yanı iyi; diğer yanı kötü bir adamdı. Kuyudan her çıktığında “acaba; kime, ne kötülük yaptım?” diye düşünür, aynada izlediği kendine inanamaz; izleyen iyi yanı olduğu için “hayır, bunu ben yapmış olamam” derdi. Henüz gençken kuyuya düştüğünü bile anlamaz annesi kızınca ne yaptığının farkına varırdı. Ama artık bir babaydı “artık kuyuya düşmemenin bir yolunu bulmayalım” dedi; elinde ki kanı silerken.    Sırılsıklamdı, elleri kanlıydı; bu kez gerçekten korkmuştu. Zihninde zamanın gerisine giderek anıları çıkarmayı öğrendiği günden beri kendinden korkmaya başlamıştı. Kanla ilk kez ...

YAŞAMA İŞARETLERİ

Resim
  YAŞAMA İŞARETLERİ Virgül ; Senle benim aramda olan şey. Tam dokunacakken sana teğet geçmek hep. Kümelerimizin kesişerek ortak küme yapamaması bir türlü. Sana, bana bağlı olmayan. Ayıran, ama aynı cümlede olan. Noktalı virgü l ; Virgüle tahammül edemezken bir de noktalısı çıktı. Virgüle baskın, noktaya çekinik. Virgülle ayrılan cümlelerimi toparlamak sana kaldı. Uzun cümleleri severim. Kelimelerim fırtına sonrası gibi dağınık; noktalamadan, biraz toparla onları. Konuşma çizgisi ; Lal değilim artık, konuşma sırası bende. Çizdim çizgimi. Yazıyorum bak, okuyacak mısın? Kesme işareti ; Özelim ben. Ek yapacaksan, koyacaksın başıma ayırma işaretini; ayırıp keseceksin benden olmayanı. Özümü bozmayacaksın. Ünlem işareti ; Şaşkınım yaptıklarına. Biraz sevinç, biraz heyecanım vardı; elimden aldın. Ünleyemedim şaşkınlıktan. Sen ünle beni. Soru işareti ;  Neyi sorgulasam yanıt bulamadım. Soru işareti, kanca gibi takılı kaldı sorularımda. Denize atar çıpamı, yanıtları sana bırakırım. Üç...

KAĞITTAN KADIN

Resim
KAĞITTAN KADIN Turnusol Kağıdıyım ; Dokunmadan da anlarım tatlı mısın? Ekşi misin? Kırmızıyı ve maviyi karıştırmam sende. Karışacaksa bende karışır, mor olursun. Resim Kağıdıyım ; Sen istediklerini çiz diye boş değilim! Kağıdımdaki gizli noktaları birleştirip ortaya çıkan “Ben'i renklendirebilirsen görebilirsin ancak resmimi. Kese Kağıdıyım ; Taşıyacağımdan fazla yük koyarsan patlarım, dağılırım, dağıtırım. Yırtılsam da geri dönüştürülebilirim, ziyan etme sen beni istersen. Kopya Kağıdıyım ; Beni seninle aramıza koyduğunda sende ne varsa görebilirsin, okuyabilirsin. Ne yazdıysan eksiksiz kopyalayıp koyarım önüne, beğenmezsen onlar senin unutma. Karton Kağıdıyım ; Hayatımda ki iniş çıkışlar gibidir mukavvamdaki oluklar. Ama o oluklar olmazsa senin içime koyduklarını güvenle taşıyamam. Ebru Kağıdıyım ; Özenle hazırladığın boyaların ve fırçaların varsa hayalini püskürtebilirsin suya. Bende renklendiririm gönlündeki ebruyu. El işi Kağıdıyım ; Sadece bayramdan bayra...

EKİNOKS

Resim
  EKİNOKS "Akşam gözlüyüm diye sevmediler, gök gözlüyü istediler." Günlük turlara ait bilgilerin olduğu, kitapçığın sayfalarını çevirirken gururla, “Türkiye’de görmediğim tek bölgenin Van Gölü ve Kars Çıldır Gölü olduğunu” söylerken gözüm; Çeşme-Alaçatı gezisi bilgilerine takılıp kaldı. “ Tamam, ben de özledim oraları, gidelim madem” dedim ısrarla gitmek isteyen arkadaşıma. O topraklara her gittiğimde mevsimi olmasa bile yarımadanın her tarafına yayılan nergis kokusu üstüme siner, Narkissos’un kendine aşkı bende evrilir, doğduğum topraklara çekilirdim. Otobüsümüzün, İzmir ili sınırına girdiğini gösteren levhayı gördüğüm anda kalbimdeki turnusol kâğıdı renk değiştirdi hemen.  Aşk kırmızısı oldu, asidik aşk.  Hücrelerimin mükemmel olduğunu unutturan aşk. “Sen çirkinsin, kara kuru bir kız” sözleri üzerime yapışmış, değerimi sömürmeye başlamıştı bile; otobüsün tekerleklerinin her ileri devri beni geri götürüyordu. Evet. “ Kara kuru, esmer bir kız çocuğuydum. Sustu...

LAL BALIKLAR

Resim
LAL BALIKLAR Kalemle bozduğunu çiçekle, Çiçekle kırdığını anahtarla, Anahtarla açamadığını kalemle... ANAHTAR Çantasında anahtarını epeyce aradı yine. Ucundaki küçük denizatı parmağına takılınca sevindi. Sırada doğru anahtarı bulmak vardı. ‘Neden hepsi aynı’ diye içinden kızdı, kim bilir kaç yüzüncü kez... Her seferinde, işaret koyacağına söz verip, kapıyı açınca unuturdu. Çantadan üç anahtardan birini rastgele seçti, usulca deliğe soktu ve hızlıca döndürdü. Evet İlk seferde doğru anahtardı.   Döndürmeye devam ederek, iki kez daha çevirdi. Her sabah evden çıkarken mutlaka, üç kez kilitlerdi kapıyı. Kapı açılınca parmaklarının arasında tuttuğu doğru anahtarı işaretleyecekti bu kez; Gözleriyle kapıyı araladığında görünen dresuar üzerindeki, sepetin içinde anahtarı işaretleyebileceği bir şey aradı. Bir gün önce saçındaki örgüleri tutturduğu lastik tokaya takıldı gözü, hemen alıp onu anahtarın deliğinden geçirdi. ‘İşte oldu, artık işaretlisin’ dedi. Küçücük bir an...

YAMA

Resim
  YAMA Kalemimi sivrilttim,  Cümlelerimi devirdim; Kulağımda yaşadıklarımdan küpelerim,  Ayaklarım nalsız; Hazırım… Okul çıkışlarında iki sokak aşağıdaki evimize hızlı adımlarla gelirdim. Aşağısı diyorum, dik bir yokuşun denize bakan tepesinde yer alan okulum, yokuşun yarısına denk gelen sokakta olan evim. Aynı yokuş, kışın karlı havalarda buzlu olur, çantaları altımıza kızak yapar, çığlıklar eşliğinde kayarak, düşerek yuvarlanır, çantamız parçalansa da çocuk yanımız kuvvetlenirdi. Yokuşu aşağıya doğru indikçe deniz kıyısına ulaşılır, her akşam yemek sonrası ailece çekirdek külahı elimizde gazinolara inilir, çekirdek külahları bitince elimize dondurma külahını alarak gecenin ilerleyen saatlerine kadar korkmadan oyunlar sürerdi. Okul çıkışı hemen eve giderdim dedim ya; o gün ilk defa sınıf arkadaşımın doğum günü için evine davet edilmiştim, sınıftaki diğer arkadaşlarımla birlikte. Eve gelince anneme, “Doğum gününe gideceğim” deyince hediye almaya yetecek paramız ol...

BENİM PREMATÜREM ÖNCÜ BEBEK

Resim
BENİM PREMATÜREM BEBEK ÖNCÜ Omuzlarımı açıkta bırakan, etek uçları dantelli, beyaz elbisemin eteklerini tutarak yavaş yavaş merdivenlerden çıkıyorum. Sanırım bir hastanedeyim, kesif zefiran kokusu genzimi yakıyor. Odalardan birinin kapısını elimle hafifçe itiyorum, usulca açılıyor. İçerideki hemşire, “Gel” diyor yada bana öyle geliyor ama itaat edip içeri girerken kalbimin atışını kulaklarımda hissediyorum. Tıpkı babaannemin karyolası gibi metal başlıklı, yatağın lekesinin belli olduğu beyaz çarşaf serili tek kişilik bir hastane karyolası. Hemşire, iki elimle karyolanın başlığını tutmam gerektiğini söylüyor.  Şaşırıyorum.  Ayakta doğum yapacakmışım. Gözüm, karnıma doğru kayıyor, henüz hamile olduğum bile belli değilken nasıl anladı ki diyorum hamile olduğumu; üstelik doğuma üç aydan fazla zaman var daha, nasıl doğum yaparım derken, belim ve kasıklarımdaki ağrıyla istemsizce karyolanın soğuk demir başlığını iki elimle sımsıkı kavradım. Ağrı artık dayanılmaz olmuştu, bir anda be...