Kayıtlar

HAYALET AĞ

Resim
    HAYALET   AĞ   Babasından miras balıkçı kayığının yekesine doğru   iskeleden tek adımda atlayarak geçti. Dudakları arasındaki sigarayı rüzgar mı, o mu içiyordu belli değildi. İzmarit, dudaklarını yakınca el çabukluğuyla farş tahtasının altındaki tenekeye attı. Ağları ellemek lazım, dedi. Birkaç yerinde yırtık vardı. Nasıl gözümden kaçmış, diye, kızdı kendine. Yeni sigarayı el alışkanlığıyla ağzına koyduğunu fark edip çakmağı almak için elini cebine attı. Çakmağı yoktu. Yani sigara yoktu.   Gözleri küçük balıkçı barınağını taradı. Amca oğlunun teknesi iskelesinde alargadaydı, motora tam yol verip yekeyi sancağa bastı. Günde en az iki paket bitirdiği sigarayı yakmak için çakmak lazımdı. Neyse ki amca oğlunun yedek çakmağıyla sigara yakıldı. Bu bağımlılığından bile isteye vazgeçmek istemiyordu.   Zaten yarısını rüzgar içiyordu, zararı da böylece yarıya düşüyordu.   Kendine itiraf edemese de ölüme yaklaşmak için sigarayı artırmış, kimse...

DANTEL ÖRTÜ

Resim
  Dantel Örtü Üzerini dantel örtüyle kapattığımız, filmleri siyah beyaz gösteren, dublajlı sesleri taklit ederek sinemacılık oynadığımız, balkondaki anten çekmiyor diye apartmanların çatılarını anten tarlasına çevirdiğimiz,   saatler yirmi üç olduğunda ekranda beliren bayrağımızla çalınan istiklal marşımızla düğmesine basarak kapanan, üstündeki örtünün ekrana indirilerek soğumaya bırakılan televizyonla ilkokullu yaşlarımızda tanıştı bizim nesil. Ben en çok Tatlı Cadı dizisini, pazar sabahları oynayan kovboy filmlerini severdim. Daha sonraları Komiser Kolombo favorimdi hatta lisede felsefe öğretmenimiz aynı pardösüyü giydiği için aynı ismi   vermiştik. Televizyon örtüsünün ölçüleri diğer masa, sehpa, vitrin rafı ölçülerinden farklı örülür. Kadınlar motif, renk, ipin kalınlığı konusunda   birbiriyle yarışırdı. Laf aramızda benimde örmüşlüğüm vardır motifini tamamen kendimin yarattığı bir televizyon örtüsü. Orta sehpa, yan sehpalar, yemek masası, vitrinin tüm ...

KÜSLÜK HALİ/M

Resim
    KÜSLÜK HALİ/M   Kelimelerim tanımıyordu henüz birbirlerini, Başlığı yoktu henüz kurgumun, Üstelik kalemimde kurşun bitmişti,   Unutmamak için sıralıyordum içimden , İçim de karışınca işe kelimeler hepten küstü. Arınmamıştı daha kelimeler,   Kaçıncı kelimeye sığdırmıştım arınmışlık duygusunu, Yazdıkça yazasım geliyordu küslüğü unutturmak için, İlhamım da mı küsmüştü yoksa,   Üçüncü dizeyi yazıyordum neredeyse,  Ne ilham ne küslük kavgası yoktu artık, Kalem yazıyordu...   Denizsiz kalmış denizci gibi, Seyir yoksa defter yoktu, Defter yoksa seyir yoktu, Ne meteoroloji ne konum ne de rota umurumda değildi,   Aklımda pıtrak desenli kilimler dokuyordum inadına karaya vurup, Denizi içip içip deniz oluyordum boğulmamak için, Hücrelerim ozmos yapmaktan yorgun, Deniz suyunda ne varsa kanımdaydı artık,   Ayaklarıma halhal takıp yürüyorum karalarda sessizlik sevmiyorum, İyi ki seyir d...

KENDİME MONOLOG

Resim
    KENDİME MONOLOG Yaa geç bu işleri. Artistlik yapma bana. Oğlum, kadın haklı, kabul et işte. “ Eline yüzüne bulaştırmak deyimini yine harika bir performansla gerçekleştirdiğiniz için sizi tebrik eder, size layık olmayan ayın en adam olmazı ödülünü takdim ederiz.” Her ay nasıl becerip alıyorsun bu ödülü anlamadım gitti. Ben dedim. Doğru. Kendime bakarım, istediğimle konuşurum, özgür bir adamım... Ne taktın şu özgürlük lafına. Sanki özgür değilsin, gitme, gelme, otur, kalk diyen var.  Kafan özgür değil senin. Kafan öyle kalabalık ki düşünceler sandalye kapma yarışması yapıyor çalmayan müzik eşliğinde. Ortada bir sandalye olsa bari. Müzik var, duyuyorum, yanılmış olamam. Kalbimin sesi mi? Olabilir. Neşeli mi? Tabi ki hayır. Yakışmaz bize oynak müzik.  Ucuz mal giymem birde. Karışık renk sevmem. Az arkadaşımın olması ukalalık dersen, olabilir. Ukalayım. Okumayı severim. Yazmak mı? Yazarım tabi ne var yazmaya,   yapay zekaya söylersin şöyle romantik bi...

CENAZE

Resim
    CENAZE   “Cenazeme bile gelme, dedi. Ne işim var burada.”   “Aman anne her şeyi unuttun şunu unutmadın.” “ Cenazeme gelme, dedi diyorum sana dinlesene beni.” “Tamam tamam anne, cenazeye gitmiyoruz. “   Ev terliklerini çıkarmadan karşı komşunun kapısından içeri giren annesinin ardından bakarken, çocuk kadar kaldı bedeninde aklın gibi, diye düşünüp kapıda bekleyen   komşusuna, Ayşe abla annemin altı temiz, karnı tok ben hemencecik baş sağlığı dileyip gelirim, deyip, merdivenleri hızlıca indi.   “Cenazeme bile gelme, dedi gitme diyorum yine gitti demi o kız. “ Cenazeme gelme, dedi. Gitmem ben, ne olursa olsun gitmem. Offf anne ya gittim geldim hala aynı şey bu hafta cenazeye taktık, geçen hafta keçi peyniri yemem, ondan önce hani benim resim defterim derken zaman nasıl geçiyor anlamadım. Ama sen eğlenceli bir kadın oldun keşke çocukken de böyle olsaydın anacım, bizi korkutmak için ışıkları kapatıp erkenden uyutmaya çalışmasaydın, hiç...

AMBAR

Resim
  Ambar Ayak sesi duydum, geliyor. Son nefesimi vermeden beni çıkarır mı? Bu karanlık, nemli, küf kokan ambardan. Balık kokusu her yerime sindi, hücre suyum bile balık kokuyordur eminim. En lezzetli, en taze olduğum için beni livarların arkasına sakladı beni sonra yemek için. Tamam, sakladın unutmasaydın bari, sahi kaç gündür inmedi ambara hasta mı oldu acaba, bu kutu dar gelmeye başladı artık. Ne kadar kalacağım burada,   belim büküldü, iskeletimde kemikler yer değiştirdi, parlak rengimde soluyor korkarım, tazelik dersen yitip gidecek. Ayak sesi değilmiş.   Yine fırtına çıktı anlaşılan, ya batarsak, hiç gelemez, bulamazsa beni.  Tuzlu suyu seviyorum diye beni buralara atıp unuttu, eminim. Tuzlu su diri tutar bilirsiniz, çürümeyen tek şey tuzdur, tuzun içinde eridiği su önemlidir, öyle her su kullanılmaz, yoksa çürür gidersin. Birde sirke konusu var tabi.   Ara ara bir koku geliyor burnuma size de koktu mu? Ayy yüzgeçlerim erimiş, belim büküldü demiştim, h...

TURNUSOL KAĞIDI

Resim
    Turnusol Kağıdı Troleybüs durağa yanaşınca,   otobüse binmeyi bekleyen sabırsız kalabalık arasında itiş kakış, korkak adımlarla boş bulduğu ilk koltuğa kendini attı. Neyse ki oturacak yer bulmuştu. Hissettiği şey: ‘kalbinin güm güm atması’ neydi şimdi. Kalbi sanki göğüs kafesinden dışarı çıkmış çenesine vura vura atıyor   gibi her bir çarpıntıyı hissediyordu. Bu şehirde her şey yabancıydı. Yürüyerek okula gidip geldiği memleketini özlemişti. Yürürken bitmeyen yollar, taşırken giderek ağırlaşan yükler, geç kalınca annesinin kızması. Hepsini özlemişti. Evinin belli belirsiz kokusunun kaldığı burnu sızladı. Doğduğu şehir, okuduğu şehir olmuştu. Troleybüs yada otobüse binmek için dakikalarca sıra beklemeyi, yaşlı veya hasta birini görmediği sürece yerinden kalkmamayı öğrenmişti. Şoförün hemen arkasındaki koltuktaydı. Şoförle aralarında reklam ve duyuruları asmak için konulan tabela sebebiyle oturma alanı   daraldığından   kimse bu koltuğa pek otur...