Kayıtlar

GARDIROP

Resim
  GARDIROP   Fal taşı gibi açtı gözlerini. Karanlığa alışana dek nefes nefese, hiç kıpırdamadan bekledi. Naftalin kokusunu alınca, babaannesinin kışlık paltosunu sandıktan çıkardığını hemen anladı.   Bir anda sarımsak kokusu, kına kokusu, hastane kokusu… Yani babaannesinin kokuları burnuna doldu.   “Gitmeyeceğim işte,” dedi kendi kendine. Okula gitmek istemiyordu.   “Babaannem bana öğretir,” diye ekledi.   Annesi ve yengesi onu ikna etmeye çalışıyorlardı. Okulda pek çok arkadaşı olacağını, teneffüste ip atlayabileceğini, hatta resim dersi olduğunu söylediler. Ama o kararlıydı. Artık gardıropta yaşayacaktı. Karanlığa gözleri de iyice alışmıştı.   Askıdaki gömlekleri, babasının iş pantolonunu, annesinin kardeşinin sünnetinde giydiği süslü elbiseyi seçmeye başladı. Gardırobun dibinde bir kutu dikkatini çekti. Bir ayakkabı kutusuydu.   Yavaş yavaş kapağını açtı. Geçen hafta vitrinde görüp istediği, annesinin: “Bunlar çok ...

DOMUZ KURŞUNU

Resim
  DOMUZ KURŞUNU Fıss... Fısss... Fısır fısır... Karısını çok sevmiş, Karısı arkadaşı ile aldatmış, Karısı çok müsrifmiş, Karısı hastaymış, Kayıp pederi polismiş, Öğretmenmiş, Çok gençmiş, Buralı değilmiş, Domuz kurşunuymuş, Yiyecek ekmeğim kalmadı yazmış, Kendini vurmuş... Albay kızına beni layık görmeyenler büyü yapmışlar. Hâlbuki beyaz orkide bile almıştım ona. Aklımı devşireyim büyüsü. Tuttu mu dersiniz? Tuttu. Aklımı da şehrimi de devşirdim. Mesleğimi bıraktım, batıdan doğuya göç: beden işçiliğinden öğrenciliğe geçiş; uyumama, uyuyamama, anlayamama, işin içinden çıkamama, gelmeler, gitmeler, doktorlar, ilaçlar... Unuttum. Unuttum onu... Yine sevdim. Şüphem var kendimden, şüphem var yeni sevdiğimden, şüphem var büyüden. Yap hadi, diyen içimdeki sesi sustursam büyü bitecek mi? Hadi yap? Kurşunu tak, tetiğe bas... Fıss... Fısss... Fısır fısır... Karısı onu sevmemiş, Karısının gözü yüksekteymiş, Karısı çocuk istememiş, Babası askermiş, ...

ELDİVENSİZ GELİNLİK

Resim
  ELDİVENSİZ GELİNLİK Turancım… Yarın nikâh fotoğrafımızı sen çekeceksin. Yengene pek methettim seni; kızcağız üzülmesin. Yahu, ikinci hanım ne zormuş be Turancım… “İlle de İngiliz ipeği isterim,” demez mi? Hadi ipeği bulduk; Kapalıçarşı’da bizim Hüsnü’nün ahbabı sağ olsun. Bu kez de danteller Fransız olacakmış. Terzi mutlaka Ayfer Hanım olacakmış. Gelinliği en iyi biçen, en iyi diken oymuş güya. Neyse ki çiçekleri bizim bahçenin beyaz zambaklarından hallediverdik. Anneciğimin yadigârı, çift dizili inci kolye de evvelden beri sanki gelinini bekler gibi duruyormuş; pek yakıştı Nagehan’ımın bembeyaz boynuna. Ama o kibar, gözleri hep buğulu, hokka burunlu, küçücük kulaklı kadının ayakkabı numarası otuz dokuzmuş, Turancım… Az da şaşırmadım hani. Bir de gelinlikçi Ayfer, eldiven dikmeyi unutmaz mı? Sen anla artık benim hâlimi, Turancım…  

BÖBREKSİZ TAŞ

Resim
  BÖBREKSİZ TAŞ Sahte böbrek makinelerine bağlı on kadar hasta evlerinden merkeze gelene dek serviste yaşadıkları maceraları anlatıyorlardı birbirlerine. Onlara hiç ses vermeyen Canan Hanım hemşireye ‘yanlış yere sokuyorsun iğneyi’ diyerek müdahale ediyor bir yandan da ‘ben bile giriyorum bir öğrenemedi koskoca damarda doğru yeri bulmayı’ diyerek kendi deyimiyle okul arkadaşlarına laf atıyordu. Herkesin damar yolu açılmış saatler dört altmış dakikadan geri saymaya başlamıştı makinelerin üzerindeki kadranlarda. Kolundaki serum hortumundan dağlardan, kayalardan delice aşarcasına akan su gibiydi kanı. Bir an evvel sahte böbrek makinesine ulaşmak, kimyasallarla yıkanıp kat kat filtrelerden geçip gerisin geriye damarındaki delikten vücuduna kavuşmak istiyordu. Dört saat başkasına ne kısa ne uzun zaman olabilirdi o saatlere bir oğul, bir koca birde torun sığdırıp uykuya dalmış numarası yapardı hemşirelere. Oysa delilik ne cazip gelirdi en sevdiği küçük yeşil hapları yutup yutup uyu...

ÇİÇEĞİM

Resim
    ÇİÇEĞİM   Nergis, Kendimi en yakın hissettiğim çiçek olunca narsistçe ilk sırayı ona verdim. İçindeki   mitolojik öyküye yakışır fiyatı nedeniyle çoğu eve giremez. Soğuğu sevdiğinden sıcak evlerde çabucak solar gider, tavsiyem vazosuna buz koymanızdır. Gül, Gül suyuna alerjim olması gülü sevmeme engel olmadı. Ben beyaz gülü tercih ederim, rengini ben seçerim ruh halime göre. Hastaysam sarı, aşıksam kırmızı. Arada reçellik olanından pembe... Hatmi, Sütle pişirince keser öksürüğü. Hiç denediniz mi bilmem çiçeğinin dolmasını bence rakip olabilir kabak çiçeğine. Boyu sırım gibi kökleri sağlam, tohumu yer seçer aman. Karanfil, Komüniste çıksa da adı kokusuyla anılmayı sever o. Pek çok şiire karışmıştır, kimine isim olmuştur koyanın umuduyla. Tane hesabı yapılmaz alınırken bir tanesi bile yeterlidir hele rengi kırmızısıysa. Papatya, Fallara bakma sen; seven koparmaz beni. Dağlar, tepeler, ağaç dipleri en sevdiğim yerler. Köküm kalsın koparırke...

YUNUS ISLIĞI

Resim
  YUNUS ISLIĞI  -         Ah, Anne neler sardın başıma. -         Sana kalsa mürüvvetini görmeden ölüp gideceğim. - Off Anne Off. Hafif kilolu demiştin hani, kapıdan giren o değil mi? Yunus gibi bu anne. -         Konuşmadan bilemezsin kızım, köklü bir ailenin tek oğlu hem de arastada tuhafiye dükkanı varmış. Babası ölünce buna kalmış, yani size ( kıkırdamaya başlar) Siz yalnız kalın hadi ben kalkıyorum.   -         Merhaba, Eylül hanım değil mi? Ben Muhterem, Sevgi hanımın oğlu. -         Evet,     Buyurun Muhterem bey. -         Garson, bize oradan iki çay kap gel. Annem bahsetmiştir, arastada tuhafiye dükkanım var, küçük esnafız, kendi yağımızla kavruluyoruz işte. -         Annelerimiz tanışmış ama ben sizi tanıma...

HAYALET AĞ

Resim
    HAYALET   AĞ   Babasından miras balıkçı kayığının yekesine doğru   iskeleden tek adımda atlayarak geçti. Dudakları arasındaki sigarayı rüzgar mı, o mu içiyordu belli değildi. İzmarit, dudaklarını yakınca el çabukluğuyla farş tahtasının altındaki tenekeye attı. Ağları ellemek lazım, dedi. Birkaç yerinde yırtık vardı. Nasıl gözümden kaçmış, diye, kızdı kendine. Yeni sigarayı el alışkanlığıyla ağzına koyduğunu fark edip çakmağı almak için elini cebine attı. Çakmağı yoktu. Yani sigara yoktu.   Gözleri küçük balıkçı barınağını taradı. Amca oğlunun teknesi iskelesinde alargadaydı, motora tam yol verip yekeyi sancağa bastı. Günde en az iki paket bitirdiği sigarayı yakmak için çakmak lazımdı. Neyse ki amca oğlunun yedek çakmağıyla sigara yakıldı. Bu bağımlılığından bile isteye vazgeçmek istemiyordu.   Zaten yarısını rüzgar içiyordu, zararı da böylece yarıya düşüyordu.   Kendine itiraf edemese de ölüme yaklaşmak için sigarayı artırmış, kimse...