Kayıtlar

KABUK KADIN

Resim
  KABUK KADIN Vücudu kaç kat deri koruyorsa, o kadar mı kabuk bağlar yaralar. Bir yara, aynı yerden kaç kez kanayıp kabuk tutar. İlk yarayı ve kabuğu, kutsadığın için her kabuk da, madalyalı artık. En iyi iletişim: Kabukları (yaraları) paylaşmak sende… Anlatacak başka ne var ki?  Mutluluk da, kabuk tutar tıpkı kuzeyin yosunlanması gibi… Kuzeyine sıcaklık ararsın. Güneyine gölge. Kuzeyinde ki kabuklar, yosun tutarsa vay haline! Hadi şimdi işin yoksa hem yosunu sök, hem kabuğu kanat. Sahi, senin işin yok ki! Sabah sekiz, akşam beş kabuklarını say. Kaç yaşındasın? Her halka, bir yıl mıydı ağaçta? Kaç kabuk, bir yıla denk gelecek? Kaç kabuk = bir kadın edecek? Duydum ki, deniz suyu şifaymış... Gülüyorsun. Denizin içindeyken, nasıl kabuk tutar eksiklikler. Kabuğunu değiştirsen de, içinde ki ‘SEN’ olduğun sürece, mevsimleri kaçırmak istiyorsun. Oysa mevsim: Kabuk değiştirme yaşı… Sıyır kabukları. Kanat yaraları. Tehlikeli masallarda ki ‘yılan ...

KEŞKE

Resim
  KEŞKE Keşke “Kadın Şiddetine Tepki” Keşke; ayaklarım kırılsaydı da, gitmeseydim dedi. Ayakları birbirine karışıp, koşarak girdiği kapıdan çıkarken, bu hafta iş görüşmesi için gittiği üçüncü iş yeriydi. İlkinde, evine uzak olmasına rağmen görüşmeye gitmiş, ancak şirket prensibi olarak, evi ücretsiz verdikleri ulaşım aracının güzergahında olmadığı için ‘üzülerek geri çevrilmişti’.  Yol parasını maaşından karşılayacak olsa neredeyse boşa çalışmış olacaktı. İkincisi, mutlaka portföyde olması gereken bir sertifikaya takılmış, eğer sertifika programını bitirirse! Açık pozisyon olursa! Tekrar başvuru yapabileceği nazikçe söylenmişti.  Artık diploma yetmiyordu işe girmek için. Sertifikalar, özel work shoplar (çalışma dükkanı ne demekse!), iş yerine yakın oturmalar, iş tecrübesi (çalışmadan nasıl tecrübe edilecekse o iş!), sağlam referanslar (ki olmazsa olmaz olan buydu) ve kadın olmamalar, hele dul hiç olmamalar. Üçüncü şirkette başvurduğu pozisyon, satış temsilciliği i...

LEBLEBİ ŞEKERİ

Resim
  LEBLEBİ ŞEKERİ Okul çıkışlarında azda olsa verilen harçlığımdan arttırdığımla leblebi şekeri alır, eve yürürken keyifle kıtır kıtır yerdim. Siyah önlüklü yıllardı. Kuruşla hesap yapılır, her şey tadında yenirdi. Ceplerim yapış yapış olsa da leblebi şekerini çok severdim. Kahve içme yaşına gelince de çikolata yerine leblebi şekeri eşlik etti kahveme. Şekeri, tadıma. Leblebisi, mideme. Tatlı ve tuzlunun müthiş uyumu. Şekerin leblebiyi düzgünce değil de dağınık kaplaması, bembeyaz oluşu ve yerken çıkardığı kıtır sesi cezbediyordu beni. Bir yanım tatlı halini severken, diğer yanım tuzuna tutkundu. Sizce de leblebi şekeri en masum atıştırmalık değil mi? İşten eve dönmüş, hemen mutfağa girmiş yemek hazırlıkları yaparken telefonum çaldı. ' Geliyorum, bir eksik var mı? ' diyerek sordu her akşam olduğu gibi eşim. Hiçbir zaman istemeyi bilmeyen yanımla yine ' yok canım ' dedim. Ama içimden " leblebi şekeri " geçmişti. Dün,   akşam kahvesine eşl...

SEVGİ YAZILIR SEVGİ OKUNUR

Resim
  SEVGİ YAZILIR SEVGİ OKUNUR Korku yazılır, Umut okunur. Ölüm yazılır, Başlangıç okunur. Toprak yazılır, Bereket okunur. Sevgili yazılır, Kalp okunur. Evlat yazılır, Can okunur. Çiçek yazılır, Gülümseme okunur. Anne yazılır, Sıcaklık okunur. Ev yazılır, Huzur okunur. Müzik yazılır, Dans okunur. Göz yazılır, Sonsuzluk okunur. El yazılır, Güç okunur. Deniz yazılır, Aşk okunur. Gökkuşağı yazılır, Mutluluk okunur. Umut yazılır, Çaresizlik okunur. Özlem yazılır, Sabır okunur. Gözyaşı yazılır, Mutluluk okunur. Yağmur yazılır, Koku okunur. Bazen yazdıkların okunamaz……. Bazen gördüklerin yoktur. Bazen duydukların hiç söylenmemiştir. Ama Sevgi yazılır, Sevgi okunur… F.K/postallıdenizkızı  

SULARIMIZ KARIŞTI

Resim
  SULARIMIZ KARIŞTI Kadın; Elindeki kitabı tahta masanın üstüne bıraktı. Deniz kokusunu çekti içine. Masaya henüz bırakılmış çayı sıcaktı hala; ilk yudumda yüzünü buruşturdu. Klor kokusu, hiç hoşuna gitmemişti. Sular kirliydi. İlk yağmurlarla barajlar dolmuştu ama şehir kalabalıklarına ulaşana dek, nerelerden geliyordu, nerelere değiyordu diye düşünürken buldu kendini. Kamu spotu gibi geçti gözünün önünden, tüm su tasarruf sözleri. “SU” … Ona adının ne olmasını isterdin? Diye soran öğretmenini hatırlattı. ‘SU’ demişti. Manası çok derin, içinde gizem. Bir damla suya mikroskopla baktın mı hiç? Can suyu olmadan, yaşam yoktu. Kimi dere, kimi nehir, kimi göl, kimi şelale, kimi denizdi. İçindeki tuz arttıkça, daha güçlü ama tadımlık değildi. Gemide yaşayanları düşündü. Arındırılmış deniz suyu içmek duygusu ile mücadele etti, çayını yudumlarken. Bu çaya da, deniz suyunu kullanıyor galiba dedi. Ama son yudumuna dek bitirdi çayını, yarım bırakmak olmazdı. Su adını yakıştırmıştı ...

YALAN DEĞİL EKSİK SÖYLEDİM

Resim
  YALAN DEĞİL EKSİK SÖYLEDİM >KADIN… -Ah be ahretim; ben sınıfın birincisiydim her derste, dedi. Öğretmenimiz babamgile kadar gelip, bu kızı öğretmen okuluna gönderelim dediydi. Ama babam dinler mi, biçki dikiş kursuna bile, ağlaya ağlaya gönderdi beni. Sonra da biliyon, hemen bizim herifle evlendik işte deyince ahreti: -Hadi ben sevmedim okumayı ahret, ama sen hala kitap okuyon bak. Haberleri bile kaçırmazsın. Tarlada çalışırken bile, kulağın radyodaydı hep. Bizim oğlan gibi sende liseyi dışarıdan okusan, olur mu ki? -Geçen benim herif, anamgile para gönderdim dedi. Ama inanmadım tabi. Pantolonu yıkarken cebinden çıkan kâğıdı okudum. At yarışı oynamış zaar, bizimki tabi beceriksiz, paralar gitmiş atlara. Hadi, canı sağ olsun dicem, ama anamgile verdim demeseydi. Şimdi ben okula gidecek olsam ne diyecem ona,   tövbe izin vermez. >ADAM… Ah be oğlum, dedi. Benim hatun yıllardır yalan söylüyormuş bana. Yutkundu. Söyleyeceği şeyleri kendi kabul edememişti ki, ...

YAMUK ÇATAL

Resim
                                                     YAMUK ÇATAL Yemek masasında, bir eksik var mı diye bakarken, bir yandan da gözü saate takılıp yüreği pır pır ediyordu… Babası titiz, dakik ve eksiklere tahammülü olmayan, asker disiplinini evine taşımış bir adamdı. İş kıyafetlerine sinmiş keskin mazot ve benzin karışımı koku, onunla birlikte eve gelir, tüm eşyalara sinerdi. Boyu mutfak tezgahına yetişmediği için yemek hazırlarken, mutfakta bir sandalye olur, gerektikçe üstüne hoplayıp raflardan kimi tabak, kimi tencere, kimi zaman da baharat alırdı. İlk yaptığı yemek mercimek çorbasıydı. İçindeki taşlardan arındırmak için dakikalarca uğraşmış, neredeyse her mercimek tanesini ‘taş olabilir mi’ kaygısıyla tek tek ellemişti. Tabi bu dakikalar süren uğraş, anneannesinin otoriter sesindeki uyarı cümlesiyle son bulmuş nihayetinde, diğer aşamalara geç...