Kayıtlar

TURNUSOL KAĞIDI

Resim
    Turnusol Kağıdı Troleybüs durağa yanaşınca,   otobüse binmeyi bekleyen sabırsız kalabalık arasında itiş kakış, korkak adımlarla boş bulduğu ilk koltuğa kendini attı. Neyse ki oturacak yer bulmuştu. Hissettiği şey: ‘kalbinin güm güm atması’ neydi şimdi. Kalbi sanki göğüs kafesinden dışarı çıkmış çenesine vura vura atıyor   gibi her bir çarpıntıyı hissediyordu. Bu şehirde her şey yabancıydı. Yürüyerek okula gidip geldiği memleketini özlemişti. Yürürken bitmeyen yollar, taşırken giderek ağırlaşan yükler, geç kalınca annesinin kızması. Hepsini özlemişti. Evinin belli belirsiz kokusunun kaldığı burnu sızladı. Doğduğu şehir, okuduğu şehir olmuştu. Troleybüs yada otobüse binmek için dakikalarca sıra beklemeyi, yaşlı veya hasta birini görmediği sürece yerinden kalkmamayı öğrenmişti. Şoförün hemen arkasındaki koltuktaydı. Şoförle aralarında reklam ve duyuruları asmak için konulan tabela sebebiyle oturma alanı   daraldığından   kimse bu koltuğa pek otur...

KARGA

Resim
Karga “ Bugün kargayım, kadim bilgeliğe sembolüm sana. Aklımı ölçüyorsun, karşılaştırıyorsun başka uçanlarla uçamayanlarla. Hazırım gagamdakini kaybetsem de aldanmaya. ”                                     ( Lal Balıklar; Göç Mevsimi) Gaaak, gaak, gaak... Çığlıkları çatılarda yankılanıyordu.   Sürü hâlinde bir oraya bir buraya uçarak ressamların gökyüzüne   kondurduğu kuşlara benzemeye çalışarak kimi kanat çırpmadan süzülüyor kimi yere çarpacak gibi pike dalışı yapıp son anda gaklayarak göğe fırlıyor kanat sesleri rüzgara karışıyordu. Bunca çığlığın sebebini anlamaya çalışan insanlar kafalarını havaya dikmiş, karga kuzgunisi rengi   bir bulut gibi gökyüzünde salınan kuşlara önce ilgiyle sonra korkuyla bakarak hızlı adımlarla uzaklaşıyorlardı. İçlerinden birinin bu kargaşaya, uçuşmalara, çığlık atmalara, kanat oyunlarına karışmadığını ne karga sürüsü ne de insan sürüsü fark et...

GÜNLÜK

Resim
    Günlük Herkes günlüğüne yaşadıklarını, yaptıklarını yazıyor. Günlük tutacaksam, yapmadıklarımı yazacağım. Adı da “ Günmeyen “ olsun hadi. Güne çıkamayan, günde yaşanmayan, günde geçmeyen neyi yazsam anlarsınız herhalde. Başlıyorum: Cumaydı bugün, evden erken çıkınca sabah serinliği nedeniyle giydiğim palto hep elimdeydi, oysa ofiste askıya asıp onun ağırlığından kurtulabilirdim. Yapmadım. Tüm gün kâh elimde kâh kolumda taşıdım, ceset gibi.   Askıya takmak için yapılmış beş santimlik kordon taşırdı halbuki boy paltomu... Cumartesiydi bugün, bana tatil olmayınca hafta sonu tatil yapanları kıskandım sanmayın. Tatil olsa da tatile gitmem ben. Bugün yıllık iznini kullanıp memlekete giden iş arkadaşımın dosyaları da bende. Yapamam, diyemedim. Yine diyemedim. Hayır diyebildiğim gün, günmeyene yazmam söz. Pazar gününü atlasam olmaz mı? Nasılsa gün boyu hiç bir şey yapmayacağım. Üstelik elektrik dağıtım şirketinden mobil telefonuma mesaj geldi. Akşam saatlerind...

On Üç Numaralı Koltuk

Resim
   13 NO'LU KOLTUK                               Aşkıma cemre ne zaman düşer?      Yine yollardayım. Yine ona gidiyorum. Bu kez aklımda korku, yanımda azığım yok. Ondan korkuyor muydum? Evet. Kendinden zeki kadınla evlenme, diyen dostlar bu itirafa şaşmasın. Onu tanıdığım da henüz üniversite öğrencisi, heyecanlı, kıpır kıpır bir genç kızdı. Benimle evlenmek için tek şartı okulunu bitirmek olmuştu. Sandım ki okulu bitince dizini kırıp evde oturup evlatlarımıza bakacak. Yıllar geçtikçe evlat eksikliği onu yemeğe düşkün yaptı. Kimi yemez, yiyemez üzüntüden bizim ki doysa da yedi. Her ziyaretimde azık götürürdüm ona, doktor artık getirme, dedi. Azığım ondan yok yanımda , doktor korkusundan. Korkular   karışmış halde otobüs terminalinde saçları jöleli, beyaz gömleğinin yakası kirli, ter kokusu burnuma gelen, her haft...

ÇÖMLEK

Resim
  ÇÖMLEK   Ellerindeki çamurun suyla akıp giderken lavaboda bıraktığı bulanıklığa takılıp kaldı gözleri. Toprağı hep sevmişti; kokusunu, rengini, doğurganlığını, en çok küsmeyişini. Toprağa gidince aklı çömlek ustasını hatırladı. Babası çırak olarak onu işliğe bıraktığı ilk gün ustanın sert bakışları arasında çömleklere bile bakamamış, sadece keskin toprak kokusu genzini yakmıştı. Yaz kış hep hissedilir bir serinlik olurdu işlikte. Girişi bir mağara gibiydi,   içeri girince üç büyük odadan oluşan, duvarları ahşap raflarla kaplı işlik,   ilk gün ona çok büyük gelmişti.   İlk ay sadece temizlik ve düzen işleri vermişti ustası. Arada ustasına imrenerek bakardı, tezgahı sol ayağıyla ustaca çabucak çevirirken çamura şekil vermesine hayran olur ama bir türlü cesaret edemezdi tezgaha geçmeye. Ustası çömlek çamuru çıkarmaya giderken onu götürmez, daha sırra hazır olmadığını belli ederdi gözleriyle tek kelime etmeden. At arabasını her hazırladığında bu kez “sende g...

TREN PENCERESİ MANİFESTOSU

Resim
  Tren Penceresi Manifestosu   Açık yeşil, koyu yeşil, yaprak yeşili, ağaç kahverengisi, su mavisi, kaya grisi, gökyüzü mavisi, bulut yok, meşe ağacı çok, zeytin ağacı az, akasya ağacı, bu ağacı bilemedim, dikenli tel, elektrik direği, elektrik telleri üstünde kuş yok, yol gördüm, kilometre levhası 147 kilometre kalmış, mısır tarlası boyumu aşmışlar, elma ağacı, erik ağacı, incir ağacı üstünde hâlâ incir var, yine aynı ağaç yine bilemedim, katır tırnağı kurumuşlar, sığırcık sürüsü geçiyor, kurumuş bir kaç ayçiçeği, yıkıntılar var eskiden evmiş,   böğürtlen bodurları mevsimi değil   kurumuşlar, inekler, çoban, kepeneği yok, yine aynı ağaç bilemedim, kayaların üzerinde yosun, kuzey orası mı?,   selvi ağacı, mezarlık yakın olmalı, köy mezarlığı, reklam tabelası, hayat sigortasıymış, rakım beş yüz, plastik çöpler, kim atmış?, turna kuşu havalandı,göç etmedi mi?, domates tarlası, traktör hem de kırmızı, kara yolu yine göründü, raylar çift oldu, makas atıldı, is...

GÜVERCİN OTELİ

Resim
  Güvercin Oteli   Annem, elimden tutuyormuş gibi tek tek tırmanıyorum basamakları, çocukken ikişer üçer hoplayıp çıktığım merdivenler çoğalmış hatta genişlemiş, apartmanın duvarlarına sinmiş kendine has kokusuna   elimdeki salçalı ekmeğin kokusu da   karışarak, duvara çizdiğim kuş resmini bulma umuduyla çocuk gözlerimle yaşlı bacaklarım her katta dura çıka yıllarca inip çıkan komşuların, misafirlerin, satıcıların, çocukların ayak izleri kara beton üzeri atılan parça mermerlerden yapılmış mozaikten döşemeyi parlatıp, içeri doğru meyil verdiği yerlere basmaya korkarak adımlıyorum. Herkes aynı yere basmaya dikkat etmiş gibi basamakların orta yerleri kenarlara göre daha çukur ve kaygan. Umarım düşmeden çıkarım terasa. En çok manzarayı merak ediyorum, hafızamdaki eski İstanbul değil, biliyorum ama unut hastalığım ilerlemeden çocuk gözlerimle, çocuk heyecanımla tekrar görüp hafızama kaydetmek istiyorum.   Meslektaşım fark etti unut hastalığımı, eşimin ölümünden...