Kayıtlar

KENDİME MONOLOG

Resim
    KENDİME MONOLOG Yaa geç bu işleri. Artistlik yapma bana. Oğlum, kadın haklı, kabul et işte. “ Eline yüzüne bulaştırmak deyimini yine harika bir performansla gerçekleştirdiğiniz için sizi tebrik eder, size layık olmayan ayın en adam olmazı ödülünü takdim ederiz.” Her ay nasıl becerip alıyorsun bu ödülü anlamadım gitti. Ben dedim. Doğru. Kendime bakarım, istediğimle konuşurum, özgür bir adamım... Ne taktın şu özgürlük lafına. Sanki özgür değilsin, gitme, gelme, otur, kalk diyen var.  Kafan özgür değil senin. Kafan öyle kalabalık ki düşünceler sandalye kapma yarışması yapıyor çalmayan müzik eşliğinde. Ortada bir sandalye olsa bari. Müzik var, duyuyorum, yanılmış olamam. Kalbimin sesi mi? Olabilir. Neşeli mi? Tabi ki hayır. Yakışmaz bize oynak müzik.  Ucuz mal giymem birde. Karışık renk sevmem. Az arkadaşımın olması ukalalık dersen, olabilir. Ukalayım. Okumayı severim. Yazmak mı? Yazarım tabi ne var yazmaya,   yapay zekaya söylersin şöyle romantik bi...

CENAZE

Resim
    CENAZE   “Cenazeme bile gelme, dedi. Ne işim var burada.”   “Aman anne her şeyi unuttun şunu unutmadın.” “ Cenazeme gelme, dedi diyorum sana dinlesene beni.” “Tamam tamam anne, cenazeye gitmiyoruz. “   Ev terliklerini çıkarmadan karşı komşunun kapısından içeri giren annesinin ardından bakarken, çocuk kadar kaldı bedeninde aklın gibi, diye düşünüp kapıda bekleyen   komşusuna, Ayşe abla annemin altı temiz, karnı tok ben hemencecik baş sağlığı dileyip gelirim, deyip, merdivenleri hızlıca indi.   “Cenazeme bile gelme, dedi gitme diyorum yine gitti demi o kız. “ Cenazeme gelme, dedi. Gitmem ben, ne olursa olsun gitmem. Offf anne ya gittim geldim hala aynı şey bu hafta cenazeye taktık, geçen hafta keçi peyniri yemem, ondan önce hani benim resim defterim derken zaman nasıl geçiyor anlamadım. Ama sen eğlenceli bir kadın oldun keşke çocukken de böyle olsaydın anacım, bizi korkutmak için ışıkları kapatıp erkenden uyutmaya çalışmasaydın, hiç...

AMBAR

Resim
  Ambar Ayak sesi duydum, geliyor. Son nefesimi vermeden beni çıkarır mı? Bu karanlık, nemli, küf kokan ambardan. Balık kokusu her yerime sindi, hücre suyum bile balık kokuyordur eminim. En lezzetli, en taze olduğum için beni livarların arkasına sakladı beni sonra yemek için. Tamam, sakladın unutmasaydın bari, sahi kaç gündür inmedi ambara hasta mı oldu acaba, bu kutu dar gelmeye başladı artık. Ne kadar kalacağım burada,   belim büküldü, iskeletimde kemikler yer değiştirdi, parlak rengimde soluyor korkarım, tazelik dersen yitip gidecek. Ayak sesi değilmiş.   Yine fırtına çıktı anlaşılan, ya batarsak, hiç gelemez, bulamazsa beni.  Tuzlu suyu seviyorum diye beni buralara atıp unuttu, eminim. Tuzlu su diri tutar bilirsiniz, çürümeyen tek şey tuzdur, tuzun içinde eridiği su önemlidir, öyle her su kullanılmaz, yoksa çürür gidersin. Birde sirke konusu var tabi.   Ara ara bir koku geliyor burnuma size de koktu mu? Ayy yüzgeçlerim erimiş, belim büküldü demiştim, h...

TURNUSOL KAĞIDI

Resim
    Turnusol Kağıdı Troleybüs durağa yanaşınca,   otobüse binmeyi bekleyen sabırsız kalabalık arasında itiş kakış, korkak adımlarla boş bulduğu ilk koltuğa kendini attı. Neyse ki oturacak yer bulmuştu. Hissettiği şey: ‘kalbinin güm güm atması’ neydi şimdi. Kalbi sanki göğüs kafesinden dışarı çıkmış çenesine vura vura atıyor   gibi her bir çarpıntıyı hissediyordu. Bu şehirde her şey yabancıydı. Yürüyerek okula gidip geldiği memleketini özlemişti. Yürürken bitmeyen yollar, taşırken giderek ağırlaşan yükler, geç kalınca annesinin kızması. Hepsini özlemişti. Evinin belli belirsiz kokusunun kaldığı burnu sızladı. Doğduğu şehir, okuduğu şehir olmuştu. Troleybüs yada otobüse binmek için dakikalarca sıra beklemeyi, yaşlı veya hasta birini görmediği sürece yerinden kalkmamayı öğrenmişti. Şoförün hemen arkasındaki koltuktaydı. Şoförle aralarında reklam ve duyuruları asmak için konulan tabela sebebiyle oturma alanı   daraldığından   kimse bu koltuğa pek otur...

KARGA

Resim
Karga “ Bugün kargayım, kadim bilgeliğe sembolüm sana. Aklımı ölçüyorsun, karşılaştırıyorsun başka uçanlarla uçamayanlarla. Hazırım gagamdakini kaybetsem de aldanmaya. ”                                     ( Lal Balıklar; Göç Mevsimi) Gaaak, gaak, gaak... Çığlıkları çatılarda yankılanıyordu.   Sürü hâlinde bir oraya bir buraya uçarak ressamların gökyüzüne   kondurduğu kuşlara benzemeye çalışarak kimi kanat çırpmadan süzülüyor kimi yere çarpacak gibi pike dalışı yapıp son anda gaklayarak göğe fırlıyor kanat sesleri rüzgara karışıyordu. Bunca çığlığın sebebini anlamaya çalışan insanlar kafalarını havaya dikmiş, karga kuzgunisi rengi   bir bulut gibi gökyüzünde salınan kuşlara önce ilgiyle sonra korkuyla bakarak hızlı adımlarla uzaklaşıyorlardı. İçlerinden birinin bu kargaşaya, uçuşmalara, çığlık atmalara, kanat oyunlarına karışmadığını ne karga sürüsü ne de insan sürüsü fark et...

GÜNLÜK

Resim
    Günlük Herkes günlüğüne yaşadıklarını, yaptıklarını yazıyor. Günlük tutacaksam, yapmadıklarımı yazacağım. Adı da “ Günmeyen “ olsun hadi. Güne çıkamayan, günde yaşanmayan, günde geçmeyen neyi yazsam anlarsınız herhalde. Başlıyorum: Cumaydı bugün, evden erken çıkınca sabah serinliği nedeniyle giydiğim palto hep elimdeydi, oysa ofiste askıya asıp onun ağırlığından kurtulabilirdim. Yapmadım. Tüm gün kâh elimde kâh kolumda taşıdım, ceset gibi.   Askıya takmak için yapılmış beş santimlik kordon taşırdı halbuki boy paltomu... Cumartesiydi bugün, bana tatil olmayınca hafta sonu tatil yapanları kıskandım sanmayın. Tatil olsa da tatile gitmem ben. Bugün yıllık iznini kullanıp memlekete giden iş arkadaşımın dosyaları da bende. Yapamam, diyemedim. Yine diyemedim. Hayır diyebildiğim gün, günmeyene yazmam söz. Pazar gününü atlasam olmaz mı? Nasılsa gün boyu hiç bir şey yapmayacağım. Üstelik elektrik dağıtım şirketinden mobil telefonuma mesaj geldi. Akşam saatlerind...

On Üç Numaralı Koltuk

Resim
   13 NO'LU KOLTUK                               Aşkıma cemre ne zaman düşer?      Yine yollardayım. Yine ona gidiyorum. Bu kez aklımda korku, yanımda azığım yok. Ondan korkuyor muydum? Evet. Kendinden zeki kadınla evlenme, diyen dostlar bu itirafa şaşmasın. Onu tanıdığım da henüz üniversite öğrencisi, heyecanlı, kıpır kıpır bir genç kızdı. Benimle evlenmek için tek şartı okulunu bitirmek olmuştu. Sandım ki okulu bitince dizini kırıp evde oturup evlatlarımıza bakacak. Yıllar geçtikçe evlat eksikliği onu yemeğe düşkün yaptı. Kimi yemez, yiyemez üzüntüden bizim ki doysa da yedi. Her ziyaretimde azık götürürdüm ona, doktor artık getirme, dedi. Azığım ondan yok yanımda , doktor korkusundan. Korkular   karışmış halde otobüs terminalinde saçları jöleli, beyaz gömleğinin yakası kirli, ter kokusu burnuma gelen, her haft...